• 8 Ekim 2026, Perşembe

KAZANANIN KAYBETTİĞİ SAVAŞ...

Yazının başlığını görünce sakın olaki aklınıza Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşını kaybetme nedeni olarak söylenen (fakat aslı astarı olmayan) "Almanya kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık" şeklindeki klişe söz gelmesin. Zira yazıma söz konusu başlığı atmama sebep olan savaş, insanoğlunun doğaya karşı sürdürdüğü akla ziyan ve anlamsız savaşıdır...

Ünlü astrofizikçi ve çevreci Hubert Reeves'in "Doğa ile savaş halindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz" şeklindeki meşhur sözü, insanlığın doğaya karşı sürdürdüğü savaşın kendi sonunu getireceğine dair önemli bir uyarı niteliğindedir. Gerçekten de öğesi olduğu ekosisteme zarar verdiği ve hatta yok ettiği için en büyük zararı bizzat insanoğlunun kendisi görmektedir...

Doğayı tahakküm altına aldığını zanneden insanoğlu aslında kendi kendini mahkum ettiğinin farkında bile değil. Ne yazık ki insanoğlunun aç gözlüğü ve cehaleti yüzünden doğanın dengesi hızla bozulmakta ve her geçen gün dünyamız yaşanılması daha zor bir gezegen haline gelmekte...

Doğa ile savaşmak, insanın doğadaki kusursuz dengeyi bozacak şekilde hareket etmesi ve onu kendi çıkarları doğrultusunda zorla şekillendirmeye çalışması demektir. Aşırı tüketim, çevre kirliliği ve hakimiyet kurma isteği insanoğlunun doğayla olan savaşının belli başlı nedenlerindendir. Bana göre bunlardan en tehlikeli olanı, insanın kendini doğanın bir parçası olarak değil de onun efendisi olarak görmesi ve onu yenilmesi gereken bir düşman gibi algılamasından kaynaklanan "doğaya karşı hakimiyet kurma" isteğidir...

Hiç şüphesiz ki doğa deyince canlı cansız bütün varlıklar ve bunlar arasındaki sıkı ilişki aklımıza gelmelidir. Bu ilişkideki herhangi bir türün yok olması ya da kontrolsüzce ortadan kaldırılması neredeyse bütün ekosisteme zarar vermekte...

Doğanın dengesinin bozulması ve bunun sonuçlarıyla ilgili en bilinen gerçek hikayelerinden biri 1920'lerde ABD'deki Yellowstone Ulusal Parkı'nda yaşanmıştır.

Hikayeye göre, insanlar bölgedeki geyik ve sığırları korumak amacıyla tüm kurtları avlayarak yok ettiler. Kurtlar ortadan kalkınca geyik nüfusu aşırı derecede arttı ve parktaki tüm genç ağaçları ve nehir kenarındaki bitkileri yediler. Bitki örtüsü yok olunca nehir kenarları aşındı ve erozyon başladı. Ağaç kalmadığı için kunduzlar ve kuşlar da bölgeyi terk ettiler. Bilim insanları hatayı fark edip parka yeniden kurtları saldıklarında kurtlar geyikleri avlamaya başladı ve böylece geyik nüfusu tekrar dengelendi. Sonrasında da ağaçlar ve bitkiler yeniden büyüdü, kunduzlar geri döndü, nehirlerin yatakları bile düzene girdi...

Konuya örnek bir başka yaşanmış hadise de Çin'de meydana geldi...

1958 yılında Çin'de Mao Zedong yönetiminin başlattığı "Dört Zararlı" isimli kampanyanın hedeflerden biri serçelerdi. Zira serçelerin tarım ürünlerini yediği ve böylece çiftçilere büyük zararlar verdiği düşünülüyordu.

Halk, serçeleri öldürmek için seferber oldu, kuşların yuvaları bozuldu ve uçmaktan yorulup ölmeleri sağlandı. 

Yapılan iş ekolojik denge adına büyük bir hataydı. Çünkü serçeler sadece tahıl değil, çekirge ve diğer zararlı böcekleri de yiyordu. Serçeler ortadan kalkınca çekirgelerin düşmanı kalmadı ve çekirge popülasyonu kontrolsüz bir şekilde artarak tarlalardaki tüm ekinleri yedi.

Sonuç olarak söz konusu ekolojik hata, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği büyük Çin kıtlığının en önemli nedenlerinden biri oldu...

Sevgili Dostlar,

Doğa, her bir parçasıyla bir bütündür; ağacıyla, çiçeğiyle, kurduyla, kuşuyla yaşayan devasa bir organizma gibidir. Bu yüzden bir hayvanın yaşam alanını ve hakkını elinden almak, bitki örtüsüne zarar vermek veya herhangi bir suretle ekolojik dengeye olumsuz bir müdahalede bulunmak, doğanın kalbine indirilmiş büyük bir darbe demektir...

Hal böyleyken, günümüzde dağların, denizin, toprağın bağrı delinerek maden ve petrol çıkarılıyor; nehirlerin yönü değiştirilerek barajlar kuruluyor; ormanlar yok edilerek yeni yerleşim bölgeleri için alanlar açılıyor, gökdelenler ve yollar inşa ediliyor; çöp yığınları ve fabrika atıkları toprağı, havayı ve suyu kirletiyor, kısacası doğaya karşı hunharca bir savaş sürüyor...

Oysa ki doğa affetmez ve er ya da geç intikamını mutlaka alır. Dengesi bozulan tabiat bu duruma erezyon, seller, kuraklık, iklim krizi, kaynakların tükenmesi gibi felaketlerle tepki verir; tıpkı 2021 yılında Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde Ezine Çayı'nın taşması sonucu yaşanan sel felaketinde olduğu gibi...

Son söz;
Hayatta kalmak istiyorsak, doğaya karşı savaşmayı bırakıp onun ayrılmaz bir parçası olduğumuzu kabul etmeli ve onunla uyum içinde yaşamalıyız...

Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.