“Şerefül mekân bil-mekîn” diye meşhur bir Arap atasözü var ki bu söz "Bir mekânın şerefi, o mekânda bulunanlardan gelir" manasında söylenir. Gerçekten de bir mekânı kıymetli yapan şey ne mekânın kendisi ne süsü ne de eşyaları değil, içindeki insanların niteliğidir. Mesela Mekke'nin şerefi bu beldede yaşayan Hz. Muhammed'den gelir. Yüce Allah Mekke'ye yemin ederken, "Kâbe'nin bulunduğu şehre yemin olsun" demek yerine, Peygamberimize ithafen "Senin oturduğun bu şehre yemin olsun" demiştir...
Tıpkı mekanlar gibi, makamları yücelten de makamı işgal edenlerin şahsiyetidir. Zira makamlardaki koltuklar, tek başlarına bir mobilya olmaktan öte bir şey değillerdir...
Önceki yazılarımda pek çok kez belirttiğim üzere, aslında bir makam insana ne şeref verir ne de şerefinden alır; fakat makam insanın kaç ayar olduğunu ortaya çıkarır...
Bu hususla alakalı olarak söylenmiş şu söz oldukça manidardır:
"Bir palyaço saraya yerleştiğinde kral olmaz, fakat saray sirke dönüşür"...
Kurumların kişilere göre şekil almasını eleştiren ve gücün makamdan değil karakterden geldiğine ilişkin evrensel bir metafor olan bu sözdeki 'palyaço' kelimesi, ehliyetsiz, ciddiyetsiz ya da liyakatsiz yöneticileri, 'saray' kelimesi ise kurumları ve devleti temsil etmektedir. Sözdeki mesaj ise nettir:
Yetersiz biri herhangi bir makama gelince büyümediği gibi, makamın ait olduğu kurum, kuruluş veya organizasyonun itibar ve düzenini de bozar...
Atalarımız, “Koltuğu büyük yapan üstünde oturanın ahlakıdır” demişlerdir...
Peki, siz hiç "Koltuğunu dişlemek" deyimini duymuş muydunuz?
Bu söz, sürekli olarak makamını koruma endişe içinde yaşayan, bu endişe ile her türlü despotluğu yapan, makamın imkanlarını sonuna kadar kullanan, gücünü hizmetten çok statüye dayandıran makam sahiplerini anlatmak için kullanılır.
Şimdi azıcık düşünün bakalım, sizin de etrafınızda koltuklarını dişleyen makam sahiplerinden var mı? Eminim ki hepiniz kolaylıkla buldunuz; zira o kadar çoklar ki...
Liyakatle gelinen bir makam kişiye saygınlık kazandırırken, liyakatsiz makam sahipleri hep kaybetme korkusu ile yaşarlar. Koltuk büyüdükçe insan küçülüyorsa, orada asla liyakatten söz edilemez. Buna karşın, insan büyüdükçe makam anlam kazanıyorsa, makamdan ayrıldıktan sonra geride kalan şey hoş bir sedadır...
"Şerefül mekân bil mekin" sözü ne yazık ki günümüzde "Şerefül mekin bil mekan"a dönüştürülmüş durumda. Bir başka deyişle, ne yazık ki günümüzde kişilerin şerefi mekân ya da makamlardan gelmeye başladı. Oysa ki şerefini makamlarından alanlar makamlarını kaybettiklerinde şerefsiz kalırlar...
Sevgili Dostlar!
Pisliğin tanımının ne olduğunu biliyor musunuz?
Pislik, bulunmaması gereken bir yerde bulunan şeydir. Bu bağlamda, bulunmamaları gereken makamlarda bulunan kişiler de pisliktir. Çekememezlik, enaniyet, hırs, ukalalık, zulüm, tepeden bakmak, kendinden başkasını değersiz görmek, ne oldum delisi olmak gibi hasletler makam sahiplerinin pisliğine delalettir...
Öte yandan, cehalet büyük zafiyettir; en büyük cehalet ise kişinin kendini bilmemesidir. Buna göre, insanın sınırlarını, zaaflarını ve neyi bilip neyi bilmediğini idrak etmesi en büyük bilgelik ve erdemdir...
Sokrates, "Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir" diyerek insanın kendi bilgisizliğinin farkına varmasının gerçek bilginin temeli olduğunu belirtir.
Bu hususta bizim Yunus da "İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsen/Ya nice okumaktır" demiştir.
Hülasa, kişi kendi cehaletini ve sınırlarını görebildiği an öğrenmeye, gelişmeye ve gerçek anlamda kendini tanımaya başlar...
Son söz Yüce Kuran'dan gelsin:
Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir; bununla beraber, Allah yine de birçoğunu affeder... (Şura-30)
Allah'ın affettiklerinden olmamız dileği ile,
Esen Kalın...


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.