AyFm 100.5
  • 15 Ocak 2026, Perşembe

MATMAZEL'E KIYDILAR...

Nihayet karakış geldi çattı, havalar bir hayli soğudu ve soğuklar da zorlukları beraberinde getirdi. Hali vakti kötü olanlar yakacak, barınak ve yiyecek derdine düştüler...

Zorlu kış günlerinde insanlar için durum böyleyken, Allah'ın bizlere emaneti olan hayvanlar aleminde durum nedir diye hiç düşündünüz mü? Binlerce yıl önce doğal yaşam alanlarından ayırıp evcilleştirdiğimiz hayvanlardan sokakta yaşayanların halini biraz olsun merak ettiniz mi?

Hiç şüphesiz ki karakış en çok da sokaklarda yaşayan dilsiz dostlarımız için zordur. Onlar için kış yalnızca soğuğun değil, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin de adıdır. Onların bu mücadeleleri ne yazık ki çoğu zaman ölümle sonuçlanmakta...

Havaların sıcak olduğu yaz ve bahar aylarında sokak hayvanları için hayat şartları nispeten daha kolaydır ve karşılaştıkları zorluklar da ölümcül değildir. Bu dilsiz dostlarımız sıcak mevsimlerde karınları acıktığında kolaylıkla yiyecek bulabilmekte, susadıklarında çeşme yalaklarından ya da doğal kaynalardan su içebilmekte, uyumak için ise herhangi bir kuytuya kıvrılıp yatabilmekteler. Fakat kış gelip havalar soğuduğunda sokak hayvanları için işler değişir, en temel ihtiyaçlarını dahi kendi başlarına karşılayamaz hale gelirler. Bizler ağır kış günlerinde sıcacık evlerimizde rahat rahat dolaşıyorken, sokaklarda yaşayan hayvanlar dışarıda adeta yaşam mücadelesi verirler...

Sevgili Dostlar,

En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah'ın birer eseri olup, O'nun tarafından insanoğluna emanet edilmiştir. Bu nedenle hepimiz

Yunus'un "Yaratılanı severim Yaratandan ötürü" sözünü düstur edinerek hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla mükellefiz...

Bizler hayvanlara sevgi ve merhamet gösterilmesini emreden bir dinin mensupları ve evlerinin dış duvarlarına kuşlar için yuva yapmayı düşünebilecek kadar ince ruhlu bir ecdadın torunlarıyız...

Bizler "Dağlara buğdaylar serpin, Müslüman ülkede kuşlar aç kaldı demesinler" diyen Hz. Ömer'in çocuklarıyız...

"Mancacılar" kelimesini mutlaka duyup bilenleriniz vardır. Bilmeyenler için söylemem gerekirse, mancacılar Osmanlı'dan başlayarak 1970'lere kadar var olan ve sokaklardaki kedi, köpek ve kuşları beslemekle görevli kişilerdi. Çalışmaları toplum tarafından da desteklenen bu kişilerin yaptıkları iş bir meslek sayılır ve 'mancacılık' diye anılırdı.

Hayır yapmak isteyen insanlar ya mancacılara para verirler ya da mancacıların çeşitli etlerden hazırladıkları yiyeceklerden satın alıp hayvanları bizzat kendileri beslerlerdi. Öyle ki sokak hayvanları için hazırlanan yiyecekler arasında kelleden, işkembeden ve ayaktan yapılmış paça çorbaları dahi bulunurdu. Mancacıların yaptıkları iş sayesinde hem bozulmuş etlerin çöpe atılarak israf edilmesinin önüne geçilmiş olunur hem de kedi-köpek gibi hayvanlar aç kalmaktan kurtulurlardı. Cuma günleri cami önlerinde duran mancacılardan yiyecek alıp kedi-köpekleri besleyen insanlar, Allah'ın emaneti olan hayvanları beslemenin iç huzurunu yaşarlardı...

Şimdi gelelim asıl konuya;

Ne yazık ki bizler kadim kültürümüze, inancımıza ve hatta insanlığımıza ait değerleri çoktan kaybettik. Egoistlik yapıp kendimizi düşünmekten ve merhametsizliğimizden sokak hayvanlarını düşünemez olduk. Daha vahim olanı ise kendilerini soğuktan korumak için sıcak yerlere sığınmaya çalışan hayvanların bile ölümlerine sebep olduk; tıpkı Matmazel'e yaptığımız gibi...

Matmazel kim mi?

Matmazel, geçtiğimiz günlerde Ankara Demetevler'deki metro istasyonuna dondurucu soğuktan korunmak için sığındığında belediye ekipleri tarafından kovalanırken ayağı yürüyen merdivenlere sıkışan ve sonrasında da kan kaybından ölen 15 yaşındaki ihtiyar köpeğin adıydı...

Uzun yıllardan beri istasyon çevresini mesken tutan ve mahalleli tarafından yıllardır bakılıp gözetilen Matmazel'in ölümüne sebep tek bir suçu vardı; o da dışarıdaki dondurucu soğuktan kaçıp metro istasyonuna sığınmak...

Bizimle aynı göğe bakan, aynı havayı soluyan ve aynı kışı yaşayan sevgili Matmazel, 'belki bir el uzanır da yardım eder' diye soğuktan kaçıp metronun ışıklı ve sıcak ortamına sığındığında muhtemelen insanlığa ve onun şefkatine sığındığını sanmıştı, fakat ne yazık ki yanılmıştı...

Zavallı Matmazel (ve onun gibiler) güçsüzlüğün suç sayıldığı bir zaman diliminde ve merhametin unutulduğu bir dünyada yaşadıklarını nereden bilebilirlerdi ki...

Matmazel aslında yürüyen bir merdivenin basamakları arasına değil, insanlığın karanlık tarafına ve köhneleşmiş vicdanlara sıkıştırılmıştı. Ruhları ölmüş, kalpleri katılaşmış ve vicdanları kurumuş insanların var olduğu bu dünyada Matmazel'in ölümü ne ilk ne de son olacaktı. Biliyorum ki hergün bir sürü Matmazel işkenceye maruz kalacak, aç bırakılacak ve hatta öldürülecek; hem de hiç utanmadan, hiç acımadan ve hesap günü yokmuşcasına. Böylesi insanlara denilecek tek bir söz var; soyunuz kurusun!..

Ağlarken bizimle ağlayan, sevinirken bizimle sevinen, yolumuza yoldaşlık eden can dostlarımızın dilleri olsa da ah bir konuşabilseler! Konuşsalar da merhametsiz ve zalim insanların kendilerine yaptıklarını tek tek söyleyebilseler Aaah ah!

Son sözü Ulu Peygamber söylesin:

Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.