Geçenlerde internette karşıma çıkan bir haberin başlığı aynen şöyleydi; Norveç halkı isyanda...
Haberin başlığını okuduğumda "Hükümetçe karşılanmayan bazı taleplerine ya da herhangi bir hırsızlık veya yolsuzluk olayına karşı Norveç Halkının isyanı" gibi bir konu aklına gelmiş olsa da, haberin içeriğine girdiğimde konunun hiç de düşündüğüm gibi olmadığını anladım. Haberde, Rusya- Ukrayna savaşı sebebiyle Norveç'in Avrupa’nın bir numaralı enerji tedarikçisi haline geldiği ve bu durumun Norveç'in her yıl 100 milyarlarca dolarlık fazladan gelir etmesine sebep olduğu yazmaktaydı. Norveç halkının isyanı ise, savaş sebebiyle doğalgaz fiyatlarında meydana gelen artış sonucu elde edilen büyük kardan Ukrayna'ya verilen paya yönelikmiş.
Sakın ha Norveçli'lerin isyanının söz konusu payın verilmemesine ilişkin bir isyan olduğunu düşünmeyin, tam tersine, Norveç halkı savaş yüzünden elde edilen geliri tek başlarına kullanmalarının doğru olmadığına, söz konusu gelirde Ukrayna'nın da payı olduğuna, aksi taktirde bunun savaş fırsatçılığı olduğuna inanıyorlar...
İlginç bir isyan değil mi?
Gelin şimdi hep beraber bir de bizimkilere bakalım; yani pandemideki fırsatçılara, depremdeki hırsızlara, savaş ve krizlerdeki hainlere...
Şüphesizki savaş, deprem ve pandemi gibi felaketler toplumun yapısını sarsan, alışkanlıklarını değiştiren ve insanları çaresizlik bırakan olağanüstü hallerdir. Böylesi durumlarda hayatın pahalanması ve ekonomik krizlerin yaşanması muhtemel olup, ortada canhıraş bir hayatta kalma mücadelesi de vardır. Öte yandan böylesi felaketler aynı zamanda bireylerin ve toplumun vicdan, adalet, dayanışma ve ahlak duygularının test edildiği imtihan günleridir...
Peki, bizler bireysel ve toplumsal olarak bu imtihan günlerini nasıl atlattık, gelin biraz hafızamızı yoklayalım;
Pandemi döneminde yaşanan panik havasından ve insanların çaresizliğinden yararlanarak haksız kazanç sağlayan pandemi fırsatçılarını hatırladınız mı?
Vatandaşın tedirginliğini fırsata çeviren bazı market ve sanal alışveriş sitelerinin gıda ve hijyen ürünlerine bir anda nasıl fahiş zamlar uyguladıklarını;
O dönemin temel ihtiyaç ürünleri olan kolonya, maske ve dezenfektan gibi ürünlerin fiyatlarının 24 saat içinde nasıl 5 katına çıktığını;
Tuvalet kağıdı gibi ürünlerin nasıl stoklandığını;
Bazı şirketlerin çok kısa sürede servetlerini nasıl üçe beşe katladıklarını hatırladınız mı?
Pandemi günlerinde insanlar bir yandan koronavirüsle mücadele ederlerken, bir yandan da cüzdanlarına musallat olan fırsatçılarla da başa çıkmaya çalışıyorlardı...
Yaşanan felaketten hiç ders almayan ve kendilerini Firavun gibi ölümsüz zanneden bu fırsatçılar inanın virüsten daha tehlikeli ve daha zararlıydılar. Ne utanmaları vardı ne de Allah'tan korkuları. "Bu kadar da olmaz" denilen ve şeytanın bile aklına gelmeyecek pek çok sahtekarlığı hiç gözlerini kırpmadan yaptılar...
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, pandemi sürecinde ülkemizin yaklaşık 160 ülkeye gönderdiği insani yardımlara dil uzatanlar da vardı. Hatta bazıları hem hırsızlık yapıyorlardı hem de Devletin yaptığı insani yardımları kötülüyorlardı. Kimbilir bu haramzedeler belki o yardımlara da göz dikmişlerdi...
Peki bu aç gözlüler pandemide çaldıkları ile doydular mı?
Hayır, asla doymadılar. İnsan görünümlü bu ahlaksızlar "Kurt puslu havayı sever" sözüne uygun olarak bu defa depremde karşımıza çıktılar. Çadır, su, battaniye gibi temel ihtiyaç maddelerini fahiş fiyatlarla halka sattılar, kira ve nakliye ücretlerine inanılmaz artışlar yaptılar. Bunlar da yetmedi, depremde enkaz altında kalan insanlara yardım etmek yerine başka illerden deprem bölgesine gelerek enkazdan değerli eşya yağmaladılar, cesetlerin üzerindeki takıları almak için uzuvlarını kestiler, gelen yardımları iç ettiler...
İşin en vahim yanı, sadece bir kısmından bahsettiğim bu ahlaksızların çoğu "Çok şükür Müslümanız" diyenlerden oluşuyordu. Bir başka deyişle bunlar, "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" diyen bir Peygamberin ümmetiydiler. İnsan böylelerini görünce, "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" demekten başka söz söyleyemiyor...
Sevgili Dostlar,
Ahlak evrenseldir. Norveç ve Türkiye örnekleri ahlakın sadece tek bir dine ait olmayan evrensel bir kavram olduğunun ispatı gibidir. İster hak ister batıl olsun bütün dinler insanlara önce ahlaklı olmalarını öğütler. Hatta ateist olduklarını söyleyen pek çok insanın bile dürüst, adil ve ahlaklı olmaları bize ahlakın tek kaynağının din olmadığı gerçeğine götürür...
Öte yandan, ahlaki zaafiyetlere sahip olmak elbette ki hiç bir Müslümanı dinden çıkarmaz, fakat ideal bir Müslüman olmaktan uzaklaştırıp başkaları için kötü örnek olmasına yol açar...
Sözü bir Hadis-i Şerif ile bitirelim:
Kıyamet günü müminin mizanında yani amel terazisinde güzel ahlaktan daha ağır basan başka bir amel yoktur...
Esen Kalın...


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.