"Bizim burada çocuklar büyümez"

Bu cümle, bir çocuğun ağzından çıkınca dünya susmalıydı. Çünkü burada anlatılan şey yalnız ölüm değil; çocukluğun elinden alınmasıdır. Gazze’de çocuklar yaş almakla büyümüyor. Enkazın dilini öğrenerek, siren sesini tanıyarak, annesinin yüzündeki korkuyu okuyarak erkenden yaşlanıyor. Bir çocuğun “büyümek” kelimesinden umudu değil, ihtimali çekip alınıyorsa, insanlığın bütün kürsüleri boş konuşuyor demektir.

Reddiyem şudur: Bu mesele “savaşın acı yüzü” diye geçiştirilecek bir başlık değildir. Bu, çocukların hayatından gelecek fikrinin sökülmesidir. Bir çocuk büyüyünce doktor, öğretmen, futbolcu, mühendis olacağını söylemeli. Ağzından mezarlık kadar ağır bir cümle çıkmamalı. “Bizim burada çocuklar büyümez” diyen bir çocuk, aslında kendi yaşını değil, dünyanın utanmazlığını anlatıyor.

Gazze’nin çocukları sayı değildir. Haberin altına yazılan rakam değildir. Ekranın köşesinde geçen görüntü değildir. Her biri bir isim, bir yüz, bir ses, bir yarım kalmış oyundur. Birinin çantasında defter kalmıştır, birinin cebinde misket, birinin aklında annesinin yaptığı yemek. Sonra biz bunlara “gündem” diyoruz. Gündem dediğimiz şey, onların hayatı.

En ağır tarafı da şu: Çocuklar ölürken dünya açıklama yapıyor. Kınama yayımlıyor. Toplantı düzenliyor. Cümle kuruyor. Ama çocuklar cümleyle korunmuyor. Bir çocuğun üstüne yıkılan beton, diplomatik dille hafiflemiyor. Bir annenin kucağındaki boşluk, basın açıklamasıyla dolmuyor.

“Bizim burada çocuklar büyümez” sözü, sadece Gazze’ye ait bir ağıt değildir. Hepimizin yüzüne tutulmuş bir aynadır. O aynada kimin sustuğu, kimin alıştığı, kimin görüp geçtiği belli olur. Çünkü bazı cümleler okunup unutulmaz; insanın içine oturur. Bu da onlardan biri. Bir çocuğun büyüyemediği yerde, insanlık da ayakta kalmış sayılmaz.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.