• 25 Temmuz 2026, Cumartesi

Bedeli Olmalı

Gündem yine yoğun. Gerçi artık ne zaman yoğun değil ki? Ama ben bugün bizzat gördüğüm ve içimi acıtan bir manzaradan söz etmek istiyorum.

Yaz mevsimindeyiz. Öğrencisi, çalışanı, çalışmayanı… Herkes bir şekilde tatil yapmaya, doğaya kaçmaya çalışıyor. Ben de geçen gün, gidiş dönüşü yaklaşık dört saat süren, yer yer tırmanış gerektiren zorlu bir rotaya çıktım. Hedefimiz, boyumuzu kat kat aşan, benim şimdiye kadar gördüğüm en büyük ve pek de bilinmeyen bir mağaraya ulaşmaktı.

“Hiking”i çok severim ancak yolumuz bu kez pek kolay değildi. Hava biraz sertti, rüzgar zaman zaman yürümeyi zorlaştırıyordu. Hatta bir ara kendi kendime, “Çok mu lazımdı şimdi, git denizde yüz işte!” diye veryansın ettiğimi de itiraf etmeliyim. Ama mağaraya ulaştığımızda gördüğüm manzara, bütün yorgunluğuma değdi.

Ne var ki heyecanla geçen birkaç dakikanın sonrasında güzelliğin yerini hayal kırıklığı aldı.

Şöyle bir bakınca etrafta yığınlarca çöp… Pet şişeler, ambalajlar, plastik atıklar…

Yani buraya gelmek bile bu kadar zorken, insanlar çöplerini neden yanlarında geri götürmüyor? O mağaranın içerisinde yarasa ya da ayı görür müyüm acaba diye muzipçe düşünürken çöplerle karşılaşmak… Hayretler içerisinde kaldım.

Çünkü buraya gelebilmek için gerçekten “istemek” gerekiyor. Doğayı seviyor olmak gerekiyor. Fakat doğayı görmek için onca emek veren biri bile yanında getirdiği çöpü orada bırakabiliyorsa, bizim şehir parklarında, piknik alanlarında ya da sahillerde yaşanan kirliliğe şaşırmamamız gerekiyor bence.

Gerçi dünyanın en yüksek noktası olan Everest’in yamaçları bile yıllardır çöp haberleriyle gündeme geliyor. Hatta dağcıların “Dead Zone” adını verdiği, insan yaşamının mümkün olmadığı ve tırmanış sırasında hayatını kaybeden insanların bile bulunduğu bölgelerde dahi tonlarca atık birikmiş durumda. İnsanın ulaşmasının oldukça güç olduğu yerlerde bile çöp varsa, bu alışkanlığı nasıl değiştireceğiz?

Ben bunun cevabının ödül ve ceza sisteminde olduğunu düşünüyorum.

Bugün trafikte birçok kuralın uygulanmasını sağlayan elektronik denetim sistemleri var. Kameralar var, radarlar var. Benzer teknolojiler, çevreyi korumak amacıyla da kullanılabilir. Özellikle orman girişleri, mesire alanları, milli parklar ve yoğun kullanılan doğal alanlar kameralarla izlenebilir. Örneğin; bir kişi yere pet şişe attığında ya da çöp bıraktığında tespit edilir ve para cezası uygulanır. Üstelik bu cezalar sembolik değil, gerçekten cep yakacak düzeyde olursa, bir daha o davranış kolay kolay tekrar edilmez.

Tabii cezanın yanı sıra, kurallara uyan, çevresini temiz tutan, geri dönüşüme katkı sağlayan vatandaşların da çeşitli teşviklerle ödüllendirilmesi gerekir. Çünkü öğrenme sadece yaptırımla değil, doğru davranışın karşılığı alındığında da gerçekleşir.

Mesleğim gereği de biliyorum ki, psikoloji bilimi bu düşüncemi destekleyen önemli çalışmalar ortaya koyuyor. Davranışların sonuçlarına göre şekillendiğini açıklayan Edimsel Koşullanma Kuramı’nı geliştiren B. F. Skinner ve bu yaklaşımın temelini oluşturan E. Thorndike’ın Etki Yasası, ödülün davranışı güçlendirdiğini, cezanın ise istenmeyen davranışların azalmasına katkı sağladığını gösteriyor.

Çünkü doğa kendini milyonlarca yılda oluşturuyor; biz ise onu birkaç dakikada kirletme potansiyeline sahibiz. Bu yüzden onu koruyabilmek adına insanların içindeki “iyi”ye güvenmek yerine, doğru davranışı ödüllendiren, yanlış davranışı ise gerçekten caydıran bir sistemi hayata geçirmenin zamanı gelmedi mi? 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.