Bugün Alp Rüzgarları’nın estiği olimpiyatlara gidelim istiyorum; 2026 Kış Olimpiyatlarına. Milano-Cortina adıyla, ilk kez iki ana merkezli bir yapıda düzenleniyor bu seneki olimpiyatlar. Aslında Cortina, kış sporları ve olimpiyatlar için yeni bir adres değil. 1956 yılında, 7. Kış Olimpiyatları’na da ev sahipliği yapmış. Aradan geçen 70 yılın ardından, şimdilerde olimpik mirasıyla yeniden sahnede.
Olimpiyatlarda 92 ülkeden yaklaşık 2.900 sporcu yarışıyor. En kalabalık heyet, 235 sporcu ile ABD’ye ait. En az sayıda katılım ise birer sporcu ile Nijerya ve Kenya’dan geliyor. Savaşın sürdüğü Ukrayna, oyunlarda 46 sporcu ile temsil ediliyor. Rusya ise ülke olarak tüm turnuvalardan yasaklı; buna rağmen 13 Rus sporcu bireysel statüde yarışıyor. En genç sporcu, 15 yaşındaki ABD vatandaşı bir kayakçı. En deneyimli isim(yaş olarak) ise yine ABD’li bir curling(buz üzerinde oynanan takım sporu) sporcusu. Organizasyonda 16 branşta toplam 116 madalya dağıtılacak.
Şu ana kadar en çok madalya alan ülke Norveç oldu; 80 sporcuyla katılan ülke; 6 altın, 2 gümüş olmak üzere toplam 12 madalya elde etmiş durumda. Norveç’in bu başarısı çok da sürpriz sayılmaz açıkçası. Bu tablo, ülkenin yıllardır süregelen sistemli altyapısıyla ve kış sporları kültürüyle öne çıktığını, soğuk iklim koşulları sayesinde de bu sporlara doğal bir yatkınlık kazanan sporcuların, çocukluklarından itibaren bu disiplinlerle iç içe yetiştirildiğini gösteriyor.
Türkiye ise ikisii kadın olmak üzere toplam 8 sporcu ile olimpiyatlarda yer alıyor. Sporcuların üçü Erzurumlu, ikisi Bolu doğumlu. İki sporcu ise yabancı asıllı; biri Rusya, diğeri İngiltere doğumlu. Kayakla atlamada iki sporcu mücadele ediyor. Kısa mesafe sürat pateninde de iki isim var. Alp disiplini kayak ve cross kayağı branşlarında ise ikişer sporcu yarışıyor.
Bu yılki olimpiyatlarda diplomatik bir boykot söz konusu değil. Devletler düzeyinde açık bir protesto ya da temsil krizinden bahsedilmiyor. Ülkeler sporcularıyla birlikte katılıyor ve devlet düzeyinde bir geri çekilme yok. Ancak tartışma yaratan bir konu var: O da ABD’den gelen bazı güvenlik görevlileri. Bunlar Türkçeye, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi olarak çevrilen ICE (Immigration and Customs Enforcement) personeli. Trump’ın bu personelleri takımın başına adeta bekçi gibi yerleştirmesi, ister istemez olimpiyat atmosferinde rahatsızlık yaratıyor ve eleştirileri beraberinde getiriyor.
Olimpiyatlar tabii sadece sporla değil, etrafındaki tartışmalarla da gündemdeki yerini koruyor. Altyapı yatırımları, artan maliyetler, hatta madalyaların askı mekanizmasından kopmasıyla başlayan kalite ve tasarım eleştirileri hala konuşuluyor. Buna bir de ICE’yeyönelik protestolar ve diplomatik gerilimler eklenince, olimpiyatlar bir kez daha sporun merkezinden uzaklaşıyor. ABD’li sporcuların bazı hükümet karşıtı söylemleri yer yer tartışmayı alevlendirirken, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu sürece doğrudan dahil olması ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın açılış seremonisinde yuhalanması, şimdiden olimpiyattaki pek çok başlığın önüne geçmiş durumda.
Yine de tüm bu gürültünün arasında asıl beklenti, sporun adil, eşit ve temiz bir zeminde kalması. Dileğimiz, tartışmaların değil emeğin, viral olanın değil performansın konuşulduğu; herkes için hakkaniyetli ve akılda güzel anılar bırakan bir olimpiyat olması.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.