Anadolu, Ege Denizi'nin doğusunda kalan topraklarımız... Romalılar tarafından Küçük Asya (Asia Minor) denilmiş... Doğu Roma (Bizans) döneminde 7. yüzyılda Anadolu’da kurulan askerî idare birimine ‘Anatolikon Teması’ adı verilmiş... Anadolu (Antik Yunanca, ‘Aνατολή’ Anatolē), Güneşin doğduğu yer, doğu, gün doğumu... Anatolē, ana (yukarı, üzerinden) ve tellien (doğmak, yükselmek) sözcüklerinin bileşimi... Selçuklu ve erken Osmanlı döneminde ‘Memalik-i Rum’ (Roma toprakları) ve ‘Maşrık’ (Arapça, Güneşin doğduğu yer) denmiş... Osmanlı döneminde ‘Anatolē’, ‘Anadolu’ hâlini almış, eyalet ismi (Anadolu Beylerbeyliği) olarak resmiyet kazanmış... ‘Anadolu’ sözcüğüne dair kültürümüzde yaygın ve duygusal bir efsane var... Bu; Selçuklu dönemine, Kızılcahamam (Taşlıca) yöresine ait... Efsaneye göre, sefere giden askerlere yaşlı bir kadın bir bakraçtan ayran dağıtmış... Yaşlı kadın, askerlerin mataralarını doldururken ‘doldurayım evlat’ demiş, askerler ise ‘ana, dolu!’ diye karşılık vermişler... Böylece bu topraklara ‘Anadolu’ denmeye başlanmış... İşin aslı, batıdan bakanlar açısından ‘Anadolu’, güneşin yükseldiği yönde olduğu için bu ad kullanılmış...
Trakya (Antik Yunanca, ‘Θρᾴκη’ Thraike; Fransızca, Thrace) sözcüğün kökeni ise; Traklar’a (Thracians) uzanmakta... Trakya, Traklar’ın (parlak zırhlı usta savaşçıların) ülkesi... Yunan mitolojisinde ‘Trakya’ ismi, bölgeye adını veren ‘Thrax’ (savaş tanrısı Ares'in oğlu) tarafından verilmiş... ‘Trakya’ adı; şifa ve büyü yetenekleri olan peri kızı ‘Thrake’ ile de ilişkilendirilmiş... Dilbilimcilerden bazıları tarafından, Trakya bölgesinin dağlık ve o dönemki halkın savaşçı olduğu düşünülerek, ‘Trakya’ kelimesinin Yunancada ‘pürüzlü, engebeli, vahşi’ anlamına gelen ‘τραχύς’ (thrax, trachys) sözcüklerle bağlantılı olabileceği, belirtilmiş... Dilbilimsel araştırmalara göre, ‘Trakya’nın kökeni, Hint-Avrupa dillerindeki ‘dhrekh’ (koşmak, hızla hareket etmek) sözcüğüne bağlanmakta... Bazı uzmanlar ‘dhrekh’ sözcüğünün ‘akıntı, hızlı su’ anlamına geldiğini, bunun da bölgedeki Meriç (Hebros) ile ilişkili olabileceğini öne sürmekteler... Trakya’ya, Antik çağda ‘Thraike’ (Yunanca); Roma döneminde ‘Thracia’ (Latince); Osmanlı döneminde ‘Trakya’ denmiş... Günümüzde, ‘Trakya’ ismi, Balkanlar'daki bölge ve İstanbul Boğazı'nın batı yakası için kullanılmakta...
Anadolu ve Trakya, güzel yurdumuzun birbirini bütünleyen, birbirinden asla ayrılmayacak olan iki yakası... Anadolu, ‘doğu’ (Güneşin doğuşu); Trakya, Avrupa ile Anadolu arasındaki ‘geçiş kapısı’... İki başlı kartal misâlidir, Anadolu ve Trakya... Biz yeter ki, iki yakamızı bir arada tutalım, düğmelerimizi doğru ilikleyelim, Misak-ı Millî’de ve Kızılelma ülküsünde buluşalım... Ayyıldız mührünü her bir yere vuralım... Ayyıldız, evrenselliğin, bağımsızlığın; iki başlı kartal, çifte hâkimiyetin (Doğu-Batı); Kızılelma, cihan hâkimiyetin remzi... Ayyıldız, göklerin egemenliği... Kadim medeniyetimizde ‘Ay Ata’ ve ‘Gün Ana’ kutsal... Ayyıldız; bağımsızlığımızın, vatan uğruna dökülen şehit kanlarımızın (efsanevi bir anlatımla yerdeki kan gölüne yansımasının) simgesi... İki Başlı Kartal, imparatorluk sembolü... Anadolu Selçuklu Devleti'nin amblemi... Kartalın iki başı; Dünya ve Ahiret, Doğu ve Batı, Geçmiş ve Gelecek arasındaki dengeyi temsil eden figür... Gökyüzünün koruyucusu, gücün ve yüksekliğin remzi... Kızılelma, mefkûremiz (idealimiz, ülkümüz, hedeflerimiz)... Fetih ve cihan hâkimiyeti ülkümüz... ‘Elma’, bereketin ve canın adı... ‘Kızıl’ ise güneşin rengi... Ayyıldız, Kızılelma ve İki başlı kartal... Bu üç sembolün bir araya gelmesidir, Sancak Âlemi... En üstte Ayyıldız bulunur (ilahî güç ve bağımsızlık)... Ortadaki gövde bir Kartal ya da onu çağrıştıran figür (dünyevî hâkimiyet)... Alttaki yuvarlak metal kısım, Kızılelma’yı (sonsuz hedefi) simgeleyen altın sarısı bir küre... Güzel yurdumuzun her bir tarafında, Anadolu’da ve Trakya’da birçok Ayyıldız, İki başlı kartal ve Kızılelma figürleriyle dolu... Erzurum Çifte Minareli Medresesi’nin giriş kapısında palmet yaprakları üzerinde bir iki başlı kartal figürü var... UNESCO Dünya Mirası listesindeki Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi’nde kartal figürleri var... Konya Kalesi’nin surlarında iki başlı kartal kabartmaları mevcut... Ayyıldız, bayraklaşmadan çok önce el sanatlarımızda geometrik motiflerinden biri olmuş hep... Ayyıldız motifi kilimlerde ‘Güneş ve Ay’ birlikteliği olarak dokunmuş... Uşak ve Bergama halılarında ay ve yıldız, bereketin sembolü olmuş... Ahlat Selçuklu mezarlarında ve Osmanlı dönemi yeniçeri mezar taşlarında, ruhun gökyüzüne yükselişini simgeleyen güneş-yıldız çarkları kullanılmış... Türgiş ve Göktürk sikkelerinde (paralarında) hilal ve yıldız yan yana basılmış... Kızılelma, somut bir nesne olmadığı için sanatta daha çok altın bir küre veya güneşi temsil eden bir yuvarlak şeklinde tasvir edilmiş... Osmanlı minyatürlerinde, padişahların elinde tuttukları ‘Cihan Topu’ (mücevherlerle bezeli küre), Kızılelma ülküsünün bir yansıması olmuş; ordumuzda Kızılelma, askerlerin motivasyon kaynağı hâline gelmiş... Osmanlı'da ‘Murassa’ (mücevherli) küreler, devletin ulaştığı zenginliği ve hedefin parıltısını anlatmak için üretilmiş...
Hülasa, Anadolu ve Trakya; mazlum milletlerin umut kapısı, medeniyetlerin beşiği olmuş... ‘Anadolu’ (Ana-dolu), gazilerimizin ve şehitlerimizin analarının diyarı addedilmiş... ‘Trakya’(TR-ak-ya), âdeta TR damgamızın miyarı (ölçütü) gibi bir duruma evrilmiş... Selam, sevgi ve saygılarımla.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.