Suç büyüdükçe küçülen o kadar çok şey var ki... Cirmimiz küçüldükçe, cürmümüz büyüyor... İşlenen bir cürüm, bir yasayı çiğner; toplumsal dokuda, bireyin vicdanında ve adaletin terazisinde bir yer kaplar... Suç büyüdükçe küçülen; insanî ve ictimaî değerler...
Suç büyüdükçe küçülen şey, failin iç dünyasındaki vicdan, empati ve merhamet... Büyük bir pişmanlık ve utanç... Suçun sistematik bir hâle gelip organize suça, insanlık suçuna, büyük yolsuzluğa ulaşması, vicdanı yok eder... Suç büyüdükçe, suçu işleyen, yaptığı eylemi haklı çıkarmak için daha büyük kılıflar bulur... Bu, en onmaz hâl... Bir toplumda küçük hırsızlıklar infiale sebep olur... Milyar dolarlık yolsuzluklar veya sistematik şiddet olayları ise, bir süre sonra kanıksanır... Suç büyüdükçe, toplumun buna verdiği tepkisel refleks küçülür... Yalan-dolan-talan-casusluk-hırsızlık yapan aymazlar, bunu temel atmama noktasına taşırlar... Suç o kadar büyük ve karmaşık hâle evrilir ki, failler kahramanlara dönüşüverir... Organize suçlar karşısında duyulan dehşet, şöhret olmanın yolu oluverir...
Hukuk önünde herkes eşit elbette... Ancak, suç işleyenin mahkemede gösteri yapmasına da asla fırsat verilmemeli... Maalesef, suç büyüdükçe, beraberinde teknik detaylar, bürokratik engeller ve güç ilişkileri adaletin hızını ve netliğini küçültüyor... Küçük bir suçun cezası net ve hızlıyken, küresel ölçekteki suçların yargılama süreçleri çok uzun... Geciken adâlet, atalete neden... Atalet, devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsiz kalma, işsizlik... Organize suçlar sebebiyle, suç; sokakları, ekonomiyi ve siyaseti felç eder... Suç şebekelerinin varlığı, insanların akşam yürüyüşlerini, ifade özgürlüklerini ve geleceğe dair planlarını, umutlarını küçültür... İnsanın insana olan güveni, suçun normalleşmesi sayesinde erir... Yargının yerini ön yargı alır... Bir suç, suçluyu afişe eder... Suçun büyümesi ve artması ise, istatistik verilerinin anlaşılmasını zorlaştırır... Suçun büyüklüğü, insan algısını deforme eder; insanın değerini azaltır... Suçun büyümesi, bir kanser hücresinin yayılması gibi... Hacmi artıkça, toplumu ifsat eder... Suç, hacmi arttıkça her şeyi yutan bir karadeliğe dönüşür...
Teknoloji sayesinde bir tuşla milyonlarca insanın verisine ulaşılan siber suç çağında, en hızlı küçülen şey kişisel mahremiyet alanımız... Siber suç organizasyonları büyüdükçe, bireyin kendi özel hayatı üzerindeki kontrolü azalmakta... Mâzide, evimiz korunaklı idi; şimdi veri hırsızlıkları karşısında her birimiz savunmasız birer ‘bit’ hâline geldik... Dijital etkileşimler arttıkça, ekranın arkasındaki insana duyulan güven yerini sürekli bir şüpheye bıraktı... Şirketlerin kâr marjları büyüdükçe gelecek nesillerin hayat alanı küçülmekte... Suç kolektif hâle gelmekte... Sorumluluk bilinci azalmakta... Büyük yolsuzluklar, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı vb. suçlar sürekli artmakta... Sistematik ekonomik suçlar, dürüst çalışanların önünü kesmekte... Suçla elde edilen haksız kazanç büyüdükçe, liyakat ve emeğin değeri azaltmakta... Kamu parasının buharlaştığı bir hengâmede, yargının küçük hırsızları yakalaması, adaletin işlevini küçültmekte... Emirlerin uygulanmasının arkasına saklanılan büyük suçlarda, bireysel irade ve ahlâk küçülür...
Kadim medeniyetimizde adâlet, hükümdarın bağışlama eylemi değil, yasanın doğru, eşit ve tarafsız bir şekilde uygulanması... Kadim medeniyet değerlerimizde suç (günah), kalbi karartan ve insanı aslından uzaklaştıran her bir şey... İmam Gazali’ye göre suç büyüdükçe, insanın basireti (manevi görme yetisi) küçülür... Küçük bir günah kalpte siyah bir nokta oluşturur, suç büyüdükçe, bu nokta bütün kalbi kaplar... Mevlana Celaleddin Rumi, suçun ve kibrin büyümesini bir dağa benzetir... Suç dağı büyüdükçe, o dağın gölgesinde kalan şefkat ve merhamet çiçekleri güneş görmez ve solar... İbn Haldun, toplumsal suçları ve zulmü dillendirir; ona göre bir devlette zulüm (en büyük suç) sistemleşip büyüdükçe, o toplumdaki asabiyet (birlik ruhu) ve güven küçülür...
Batı düşüncesinde, suç büyüdükçe varoluşsal krizler artar... Hannah Arendt, ‘kötülüğün sıradanlığı’ kavramıyla, suçun büyüdükçe (soykırım gibi), failin içindeki ‘düşünme ve yargılama yetisi’nin küçüldüğünü anlatır; suçun bir mekanizma hâline gelmesini, insanın bu mekanizmada küçücük, düşünemeyen bir dişliye dönüştüğünü söyler... Victor Hugo, ‘Sefiller’ adlı eserinde adâletin paradoksunu işler... Friedrich Nietzsche, suçun arkasındaki hınç duygusu büyüdükçe insanın asil ruhunun küçüldüğünü savunur... Thomas Hobbes, suç ve kaos büyüdükçe, insan hayatının değerinin küçüldüğünü ifade eder...
Suç büyüdükçe yaptırımlar küçülüyorsa eğer; inanılan değer, değer değildir... Bu, aslında, değersiz olanların değerli hâle gelmesidir... Hukuk, herkes için aynı olmalı ki, hak yerini bulsun... Hukuk ve adâlet bütün insanları bir tarağın dişleri gibi eşit görmeli ki, toplumsal huzur sağlanabilsin... Statü, makam, mevki, zengin, fakir, işçi, işveren ayrımı yapılamasın... Selam, sevgi ve saygılarımla.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.