• 3 Eylül 2026, Perşembe

TERÖRİSTLERE AF MI GELİYOR?..

Bilindiği üzere "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Söz konusu teklifin yasalaşması ile birlikte pek çok insanın aklına gelen ilk soru şu oldu:
Yıllardan beri ülkemizin başına bela olan ve çoluk çocuk demeden binlerce insanımızı şehit eden ya da yaralanmalarına sebep olan teröristlere af mı geliyor?

Sorunun cevabını vermeden önce, hadi hep beraber bazı gerçeklere kısa bir göz atalım:

Öncelikle belirtmem gerekir ki 40 yıldır hüküm süren PKK terörünün görünen ve görünmeyen maliyetinin faturası ülkemiz, devletimiz ve milletimiz için oldukça ağır oldu. Son yapılan resmi açıklamalara göre bu 40 yıllık süreçte terörün Türkiye'ye ekonomik maliyeti 2,3 trilyon doları aşmış durumda...

Hiç şüphesiz ki ülkemizin mevcut potansiyelini tam olarak kullanamayışının önündeki en büyük engellerden birinin terör olduğunu söylemek asla yanlış olmaz. Uzmanlar, yıllık ortalama 50 milyar doları bulan terör kaynaklı maliyetin eğitim, enerji, teknoloji ve ulaştırma gibi sektörlere kaynak olarak aktarılması durumunda Türkiye'nin kalkınma hızının ve gelişmişlik seviyesinin çok daha farklı seviyelerde olacağını belirtiyolar...

Keşke kaybettiğimiz tek şey para olsaydı;  aslında en önemli kaybımız zamandı, kandı ve candı...

Bizler geçmişte hergün şehit haberleriyle uyanan bir neslin çocuklarıydık. Gün yoktu ki tvden, radyodan ve gazetelerden yeni bir terör hadisesinin ya da şehit acısının haberini duymayalım ya da okumayalım. İşte o günlerde her şehidin baba ocağından feryatlar yükseliyor ve şehit ana babalarının dilinden aynı sözler dökülüyordu; "Vatan sağolsun, ben yandım başka analar/babalar yanmasın. Bitirin artık şu lanet terörü!"

Bir insanın yaşayabileceği en ağır acılardan birini yaşarken bile başkalarını düşünen bu asil ve onurlu duruş, belki de dünyada sadece bu aziz millete mahsus bir duruştu.

Sevgili Dostlar,

"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında çıkarılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" asla bir ihanet ve teröristlerle işbirliği yasası değildir. “Artık analar ağlamasın” söylemini düstur edinen bu yasa, Türkiye'de terörün tamamen sonlandırılması ve çatışmaların bitirilmesi amacını taşımaktadır. 

Devlet politikası ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde yürütülen bu süreci destekleyenlerin yanında elbette ki karşı çıkanlar da var.

İktidar kanadı ve onu destekleyenler bu sürecin ülkenin ayağındaki bir prangayı sonlandırmak, şehit ve gazi ailelerinin acılarını dindirmek, yeni kayıplar yaşamamak ve milli dayanışmayı güçlendirmek için yürütüldüğünü söylerlerken, diğer bazı çevreler de bu süreç ve çıkarılan yasa konusunda oldukça endişeliler. Onlara göre, teröristlerle masaya oturulmamalı, asla hiçbir teröristle pazarlık yapılmamalı ve asker, polis, sivil, kadın ve çocuklara silah çeken, öldüren veya yaralayanlar asla affedilmemeliydi. Heleki teröristbaşı Öcalan'ın affedilmesi asla kabul edilemez...

Peki, yaşanan süreç ve çıkarılan yasa eli kanlı teröristler için af manasına mı geliyor?

Yıllardan beri millete kan kusturan eli kanlı katiller af mı edilecekler?

Bu soruların cevabını bulmak için elbette ki ilgili yasanın içeriğine ve uygulama sürecine bakmak lazım gelir...

Peşinen söylemek gerekir ki "Terörsüz Türkiye" vizyonu, PKK ile yapılan karşılıklı bir devletler arası anlaşma veya pazarlık niteliğinde değil, örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi koşuluna dayanan hukuki ve siyasi bir süreçtir. Bu süreci bir anlaşma olarak değil, tek taraflı/koşullu bir devlet politikası olarak tanımlamak gerekmektedir...

İlgili yasa içeriğine göre ortada genel af niteliğinde bir düzenleme veya serbest bırakma kararı söz konusu olmayıp, örgüt elebaşlarının ve cinayet, yaralama ve saire sebeplerle eline kan bulaşanların yasadaki düzenlemelerden yararlanamayacakları da ayrıca bilinmelidir...

Yasa metnini ve yapılan resmi açıklamalara kulak tıkayan, süreci provake edip sulandırmaya çalışanlara "Af bunun neresinde" diye sormak lazım da, faydasız olur. Zira aslında onlar da biliyorlar neyin ne olduğunu da halkı yanıltıp galeyana getirmek daha çok işlerine geliyor. Ne diyelim, herkes kendine yakışanı yapıyor...

Bana göre bu saatten sonra konuşmamız gereken şey yal­nızca silahların susması değil, kaynakların üretime yönelme­si, yatırımların artması, böl­gesel kalkınmanın hızlanması ve gençlerin geleceklerini kendi ülke­lerinde inşa edebilmeleridir. Zira gerçek başarı silahların susmasıyla değil, ortaya çıkan ba­rış iklimini kalıcı refaha dönüş­türebilmekle mümkündür...

Bu haftaki yazımızı Gazi Mustafa Kemal'in güzel bir sözüyle bitirelim:

"Yurtta sulh, cihanda sulh"

Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.