Artık utanmıyoruz; ne ayıplarımızdan, ne yalanlarımızdan, ne suçlarımızdan ne de günahlarımızdan...
Küçüğünden büyüğüne artık hiç kimse utanmıyor...
Çocukların çoğu, saygısız, pervasız, küfürbaz ve yalancı; ama utanmıyorlar...
Büyüklerin çoğu hırsız, geçimsiz, sabırsız, namussuz, ahlaksız ve de zalim; ama utanmıyorlar...
Okuldaki öğretmen mesleğinin ulviyetini unutmuş, camideki imam yaptığı işin Peygamber mesleği olduğunu bilmiyor, işyerindeki yönetici zalim, pazardaki esnaf hilekar, tarladaki çiftçi düzenbaz, köydeki bekçi hırsız ve ne yazık ki hiçbiri utanmıyor...
Seçilenler, idare edenler, yönetenler ve hükmedenler çalıyorlar, çırpıyorlar, rüşvet alıyorlar, umut söndürüyorlar, taciz ediyorlar, zulmediyorlar, yalan söylüyorlar, hülasa peynir ekmek yer gibi haram yiyip kul hakkına giriyorlar da zerrece utanmıyorlar...
Ne yazık ki fert olarak utanmadığımız gibi, parti, cemaat, tarikat, dernek, vakıf, sendika ve sair camianın mensupları olarak da utanmıyoruz...
Adam otelde kızı yaşındaki biriyle basılıyor, gel gör ki ne kendisi, ne partisi ne de partilileri utanıyor...
Birileri siyasi gücünü ya da illegal ve iğrenç ilişkilerini kullanarak bütün sülalesini belediyelere yerleştiriyor, resmi arabayla kaçakçılık yapıyor, dağdaki teröristlerle kol kola geziyor, aynı otobüsle mitinge gittikleri kadına tecavüz ediyor, misafir olarak bulunduğu evin sahibine taciz teşebbüsünde bulunuyor, dayak yiyor, yerlerde sürünüyor ama gene de zerrece utanmıyor...
Din ve Atatürk simsarlığı yapanlar, sahte komünistler, sözde muhafazakarlar, hedefe ulaşmak için her şeyi mübah görenler, kamu malını çalanlar ve makamları kişisel menfaatleri için kullananlar da utanmıyorlar...
Ne acıdır ki "Utanmıyor musunuz" diye sorulanlar, "Evet utanmıyoruz, hatta gurur duyuyoruz" diyebilecek kadar pervasızlar...
Kısacası, artık hiçbirimiz utanmıyoruz...
Ne yazık ki insanların utanmaları gereken şeylerden gurur duydukları bir zaman diliminde yaşıyoruz. Hani hep "Allah utandırmasın" diye dualar ettik ya, galiba Allah dualarımızı kabul etti ki artık hiçbir şeyden utanmıyoruz. Oysa ki utanmak bir nimetti; keşke bilebilseydik...
O mutlak ve haşmetli hesap günü unutuldu, mahcubiyet denilen duygu çoktan yok oldu. Artık freni patlamış araba misali yokuş aşağı kontrolsüzce ve tam gaz gidiyoruz. Allah sonumuzu hayır eylesin...
Utansak belki yaptıklarımızdan pişman olacağız, tövbe edeceğiz, af dileyeceğiz, helalleşeceğiz de bir türlü utanmıyoruz. Kim bilir belki de ar damarımızın çatladığındandır...
Birileri utanmazken başkaları utanmazlar adına utanmak zorunda kalıyorlar; memleket adına utanıyorlar, kurumları adına utanıyorlar, camiaları adına utanıyorlar, en önemlisi de insanlık adına utanıyorlar...
Utanmak edeple direk ilişkili güzel bir duygu ve çok büyük bir meziyettir. Yapmamaları gereken utanç verici şeyleri yapanların yaptıklarından utanmaları da bir erdemdir. Utanılması gereken şeylerin en büyüğü ise utanmayanlardan olmaktır...
Utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir ve yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir. Aslında utanmak bağışlanmayı ummaktır ve unutulmamalıdır ki dünyayı utananlar kurtaracaktır...
Ahlak ve edep bulaşıcıdır. Utanmazlarla birlikte olan hayasız, arsız ve edepsiz olur. O halde, utanabilmek için utananlarla birlikte olmak lazımdır...
Utanma duygusunu yitirmiş, utanması olmayan insanlar için kullanılan şu deyim ne kadar da anlamlıdır:
İnsanın hatası çok olunca hayası da az olur...
Allah hepimizi utananlardan eylesin...
Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.