Sanırım "tuz koktu" deyimini bilmeyeniniz yoktur. Bu deyim yanlışlıkları ya da kötülükleri düzeltmek ya da ortadan kaldırmakla görevli ve sorumlu olan kişi, kurum ya da mekanizmaların bizzat kendilerinin bozulup yozlaşmaları durumunu ifade eder. Eğer tuz kokmuşsa çürüme en üst seviyeye ulaşmış demektir...
Hemen belirtmeliyim ki yazımızın pek çok yerinde geçen “tuz” kelimesi, devleti ayakta tutan adalet, dürüstlük, ahlak gibi temel değerleri temsil etmektedir...
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç örnek vermek gerekirse:
Halk sağlığını korumakla görevli zabıta veya gıda denetmenlerinin, insan sağlığına zararlı üretim faaliyetinde bulunanlara haraç ya da rüşvet karşılığı göz yummaları...
Öğrencilerine dürüstlüğü ve adaleti öğretmesi gereken öğretmen veya eğitimcilerin merkezi bir sınavda menfaat karşılığında kopyaya izin vermeleri...
Vatandaşın malını ve canını korumakla yükümlü güvenlik görevlilerinin bizzat kendilerinin hırsızlık yapmaları, cinayet işlemeleri ya da rüşvet almaları...
Tuzun en pis koktuğu hal ise, hukuku üstün kılmak ve adaleti sağlamakla yükümlü olanların rüşvete bulaşmaları, suçlulara yardım ve yataklık etmeleri, talimatla iş yapmaları, kısacası varlık nedenlerini unutup gücün, paranın ve makamın esiri olmalarıdır. Böylesi durumların yaşandığı ülkelerde ne yazık ki "güven" kelimesinden asla söz edilemez...
Eğer tuz kokmuşsa güvenebileceğiniz son kale de yıkılmış demektir. Tuzun koktuğu ülkelerde yasa ve sair hukuki düzenlemelerin sadece adı kalır, haklının hukuku yerine güçlünün ve zenginin hukuku geçerli olmaya başlar...
Tuzun koktuğu bir ülkede insanlar haklarını savunabilmek amacıyla avukat tutmak yerine hâkim tutmaya başlarlar...
Tuzun koktuğu bir ülkede hakimler vicdanları ile cüzdanları arasında sıkışırlar...
Tuzun koktuğu bir ülkede hırsızlık, yolsuzluk ve cinayet gibi suçlar sıradan hale gelir ve Şeyh Sadi Şirazi'nin söylediği gibi, "Padişah halkın bahçesinden bir elma yerse, adamları ağacı kökünden söker"...
Adaletin olmadığı ülkelerdeki hakimlerin nasıl bir hal içinde olacaklarını açıklayan anlamlı bir Çin Atasözüne göre, "Tarafların ikisi de zengin ise hakim istifa eder; biri zengin diğeri fakir ise, zengin kazanır; ikisi de fakir ise adalet yerini bulur"...
Bir çok kaynaktan derlenen aşağıdaki sözler umarım konunun daha iyi anlaşılabilmesi için yardımcı olacaktır:
Suçlunun beraat ettiği yerde, hakim hüküm giyer...
Bir ülkede mahkemelerin var olması, o ülkede adaletin kesin olarak var olduğu anlamına gelmez; sadece adalete bir şans verildiğini gösterir...
Bu sözü açmak gerekirse;
Yürütmenin veya başka güçlerin etkisi altında kalan yargı, adalet dağıtamaz.
Yasaların varlığı yetmez; o yasaların adil bir şekilde ve herkese eşit şekilde uygulanması şarttır.
Adalet duygusunun toplumda yerleşmesi sadece bina veya kurumların varlığıyla değil, verilen kararların hakkaniyetiyle mümkündür...
Aklı öldürürsen ahlak da ölür; akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür; kadıyı satın aldığın gün adalet ölür; adaleti öldürdüğün gün ise devlet de ölür...
Gerçek adaletin olduğu yerde cübbe rütbeyi örter, adaletin olmadığı yerde ise rütbe cübbeyi örter...
Bu söze göre, adaletin karşısında makamın, rütbenin, statünün veya kişinin kim olduğunun hiç bir önemi yoktur. Gerçek adaletin olduğu yerde hiç kimse ayrıcalıklı olamaz. Kısacası, adalet makam ve mevki tanımaz...
Öte yandan, adaleti sağlama görevinin sadece hâkim ve savcılara mahsus bir görev olmadığının, isim ve statüleri ne olursa olsun Devlet hazinesini korumak, kollamak ve denetlemekle yükümlü olan bütün kurum, kuruluş ve kişilerin de hukuka uygun ve adil davranmak zorunda olduklarının bilinmesi gerekir. Zira devlet hazinesi içinde tüyü bitmemiş yetimin bile hakkı vardır...
Belirtmek istediğim son husus ise bağımlı yargıçlarla bağımsız bir yargının asla mümkün olamayacağıdır. Böylesi bir durumda suçlular rahat rahat gezerken, mağdur veya suçsuzlar savunmasız kalıp ceza çekmeye mahkumdurlar.
Konu ile ilgili şu fıkra ise oldukça manidardır:
Rivayete göre Nasrettin Hoca'nın yolu soğuk bir kış günü bir köye düşer. Köy meydanına gelince köyün köpekleri havlayarak hocanın üzerine gelir. Hoca kendini korumak için yerden taş alıp köpeklere atmak istese de yerler buz tuttuğu için hiçbir taşı yerinden sökemez. Çaresiz kalan Hoca ellerini semaya açar ve "Bu nasıl bir memleket ya rabbi, taşları bağlamışlar köpekleri salmışlar!" diye bağırır...
Son sözü Yüce Peygamber Hz. Muhammed (AS) söylesin:
“Adaletsizlikten sakının, çünkü o kıyamet gününün karanlığı olacaktır...
Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.