• 6 Ağustos 2026, Perşembe

DAĞLARIMA ATEŞ DÜŞTÜ, İÇİM YANIYOR...

Çocukluk ve gençliğim Madran Dağının eteklerindeki Çine'de geçti. Anam da babam da Madran Dağındaki bir köyde doğup büyümüşler. Keçi sürüsü olan dedem keçilerini Madran'ın kekik kokulu yaylalarında otlatırmış. Rahmetli dedemin, hayvanları için yüksek çam ağaçlarının dallarından purç (ökse otu) toplayışını bugün bile hatırlarım...

Çocukluğumun sıcak yaz aylarında traktör kasalarına doluşup Madran'daki Şarlan mesire alanına pikniğe gittiğimiz günleri nasıl unuturum. Şarlanın buz gibi karpuz çatlatan suyunda soğuttuğumuz içecekler eşliğinde yediğimiz tandır kebaplarının tadına doyum olmazdı...

Madran'daki ormanlardan satmak için kestikleri odunları at ve eşeklerinin sırtlarına yükleyip sabahın erken saatlerinde Çine'ye inen oduncuların ve hayvanlarının penceremizin önünden geçerlerken çıkardıkları ritmik sesler daha dün gibi kulaklarımda...

Daha birkaç yıl öncesinde rahmetli Yusuf Abi'yle Madran Dağında çıntar toplamış, devrik çam ağaçlarından çıra kesmiş ve bahçelerinden meyveler koparıp yemiştik...

Bütün bunlar, Madran deyince aklıma geliveren şeylerden sadece birkaçı...

Bugün de Çine'ye her gidişimde mutlaka pazara uğrar ve Madran Dağındaki köy ve yaylalarda yetiştirilen meyve ve sebzelerden mutlaka satın alırım. Bu dağda yetişen fasulyenin, domatesin, elmanın, armudun, kestanenin, cevizin, kirazın ve ismini sayamadığım daha pek çok meyve ve sebzenin tadını başka yerlerdeki hiçbir meyve ve sebzeye değişmem...

Hele bir de Madran'ın bağrındaki doğal kaynaklardan çıkan su var ki bu suya ilaç denilse yalan söylenmiş sayılmaz...

Diyebilirim ki Madran Dağı'nı sadece bir dağ gözüyle bakmak gerçekten ona yapılacak en büyük haksızlık olur....

Zirvesindeki Madran Baba Türbesi nedeniyle Madran Baba Dağı olarak da anılan 1795 rakımlı bu ulu dağ, üzerinde bulunan 150 civarındaki köye ve çevresindeki üç büyük ilçeye hayat veren bir baba gibidir...

Aynı zamanda doğal bir mesire alanı olan bu mübarek dağ, evcil veya yabani yüzlerce hayvan türüne ve başka yerlerde rastlanmayan pek çok endemik bitkiye ev sahipliği yapmaktadır...

Kısacası, Madran Dağı demek can demek, kan demek, hayat demek...

İşte böylesine bir dağın önemli bir bölümü geçtiğimiz günlerdeki üç günlük yangında küle döndü. Yüzlerce yıllık ulu çam ağaçları, zeytinlikler, meyve bahçeleri ve meralar ile bünyesinde yaşayan sayısız canlı telef oldu, yok oldu...

Yangının nasıl çıktığı konusunda henüz net bir bilgi olmamasına rağmen, insan eliyle çıktığı kesin. Daha yangını kimin çıkardığına ilişkin kesin bir bilgi yokken insanları suçlamanın veya zan altında bırakmanın yanlış olduğunu düşünenleriniz olabilir, ben böyle düşünenlere şu birkaç basit soruyu sormak istiyorum:

Siz hiç hayatınızda eline kibrit ya da çakmak alıp orman yakan herhangi bir hayvan gördünüz mü?

Siz, herhangi bir hayvanın sigara içtiğini ve içtiği sigaranın hala yanmakta olan izmaritini ormanlık alana attığını gördünüz mü?

Siz, içki içen ve içtiği içkinin boş şişesini ağaçlık alana atarak yangına sebep olan herhangi bir hayvan tanıyor musunuz?

Siz, bugüne kadar ormanlık alanda silahıyla rastgele ateş eden herhangi bir hayvanla karşılaştınız mı?

...

 

Bu sorulara cevabınız "Hayır" ise yani eğer bu yangınları dört ayaklı hayvanlar çıkarmadıysa, sizce bu yangınları kim ya da kimler çıkarmış olabilir?

Elbette ki bu sorunun tek bir cevabı var; insanlar...

Böylelerine insan yerine iki ayaklı hayvanlar demek belki de en doğrusudur...

Bir ormanı kasten yakmak için ille de hain olmaya gerek yok; eğer cahil, vurdum duymaz veya bilinçsiz insanlardan biri iseniz, elbette ki koca bir orman yangınına sebep olma potansiyeliniz de var demektir...

Öyle ya da böyle, bilinen bir gerçek var ki sadece üç gün gibi kısa bir sürede Çine'nin akciğerleri yok oldu, hayat damarları kesildi ve manzarası yeşilden siyaha döndü. Bizler ne yazık ki atalarımızdan bize miras kalan ve gelecek nesillerin emaneti olan ormanlarımızı koruyamadık, güzelim doğayı ve havayı mahvettik. Daha önceki felaketlerden ders çıkarmadığımız gerçeğine bakarak akıllanma ihtimalimiz de olmadığına göre, hadi şimdi hep beraber oturup kına yakalım...

Temennim odur ki bu güzelim dağlar aç gözlü madenciler tarafından talan edilmesin ve mümkün olan en kısa sürede ağaçlandırılıp eski haline döndürülmeye çalışılsın. Aksi taktirde dağlarından yağ ovalarından bal akan Çine'nin elinde ne yağ kalacak ne de bal...

Son sözü Kızılderililer söylesin:

Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.