Birinin hayatında önemli olmak, gerçekten o hayatın her anında bulunmak mıdır?
Bana ihtiyaç duymazsa yine de kıymetli olur muyum?
Sen de birileri tarafından önemsenmek istiyorsun, değil mi? Öyle köşe minderi gibi değil de aranan, sorulan, fikri alınan, planlara dâhil edilen o kişi olmak…
Çok haklısın. Sevildiğini ya da önemsendiğini varsayımlarla anlamaya çalışmak yorucu. İnsan kendisine verilen önemi gözüyle görmeyi, kulağıyla duymayı ya da hayatın içinde kendisine ayrılan yere eliyle dokunmayı arzuluyor.
Ama bazen bunu başka şeylerle birbirine karıştırıyoruz; bilerek ya da bilmeyerek.
Önemli olmanın ancak her şeyin içinde bulunarak, sürekli ihtiyaç duyularak ve vazgeçilmez kalarak mümkün olduğunu zannediyoruz.
Ah, bizim şu zannetmelerimiz…
Sonra bizsiz yapılmış bir plana, birkaç gün aranmamaya, fikrimizin sorulmamasına içten içe üzülüyoruz. Üstelik konunun bizimle uzaktan yakından ilgisi yokken ve bazı şeyler öylesine kendiliğinden gelişmişken…
Bu, insanı dışarıya bağımlı kılan önem tanımından yorulmadın mı?
Hadi biraz gerçeklerden konuşalım o zaman.
Mesele çoğu zaman o plana dâhil edilmemek değil; yokluğumuzun sandığımız kadar büyük bir boşluk yaratmadığını görmek. Aranmamak değil; aranmadığımızda unutulmuş olabileceğimiz ihtimali. Fikrimizin sorulmaması değil; bize ihtiyaç duyulmadığında değerimizin azalacağından korkmak.
İşte insanın canını asıl acıtan yerler tam da buralar.
Oysa bir insan bizi sevebilir ve yine de bizsiz plan yapabilir. Bize değer verebilir ama fikrimizi sormayabilir. Bizi özleyebilir ama birkaç gün aramayabilir. Çünkü bizim hayatımız gibi onun hayatı da bazen kendiliğinden başka yönlere akar.
Hayatımızın merkezine koyduğumuz birinin, kendi hayatında bizi aynı yere koymadığını düşünmek; altında güvenlik ağı olmayan, yüksekteki bir ipin üzerinde yürümek kadar ürkütücü gelebilir bazılarımıza.
Çünkü bazen bir insanı yalnızca sevmiyoruz. Ona bizi tamamlamak, yalnızlığımızı azaltmak, değerimizi hatırlatmak ve hayatımızdaki boşlukları doldurmak gibi sessiz görevler de veriyoruz. O, bütün bunlardan habersiz kendi hayatını yaşarken biz onun hayatındaki yerimizi ölçüp biçmeye kalkıyor; üstelik bunu kendi ölçü birimlerimizle yapıyoruz.
Onun bize duyduğu şeyin miktarını ölçerken unuttuğumuz bir ihtimal var:
Bizim ona duyduğumuz ihtiyaç, onda olmayabilir.
Belki de kabul etmesi zor olan da bu.
Ona duyduğumuz ihtiyacın karşı tarafta aynı ölçüde bulunmadığını fark etmek, bazen kör noktadan çıkan bir aracın arabamıza çarpması gibidir. Geldiğini göremeyiz ama etkisini her zerremizde hissederiz.
Biz onun varlığıyla kendi eksiklerimizi tamamlamaya çalışırken o, kendine yetmeyi çoktan öğrenmiş olabilir. Bu, bizi daha az sevdiği anlamına gelmez. Yalnızca sevgiyi bir eksik kapatma eylemi olarak yaşamadığını gösterir.
Kendine yetebilen bir insanın bize vereceği şey, muhtaçlığın ürettiği bağlılıktan çok daha kıymetli bence. Çünkü yanımızda kalması bize mecbur olduğu için değil, bizi seçtiği içindir. Fakat bunu gerçekten görebilmek için ondan söküğümüzü dikmesini beklemek yerine, iğneyi kendi elimize alma cesaretini göstermemiz gerekir.
Karşımızdaki insanda bizi rahatsız eden bazı şeyler, kendi içimizde ihmal ettiğimiz yerlere tutulmuş bir ışık olabilir. Onun bizsiz plan yapabilmesi, bizim kendi hayatımızı ne kadar doldurabildiğimizi; yalnız kalabilmesi, bizim yalnızlıkla nasıl bir ilişki kurduğumuzu; bize ihtiyaç duymaması ise değerimizi ne kadar başkalarının ihtiyacına bağladığımızı gösterebilir.
Yine de her eksikliği kendi yaramızla açıklamak zorunda değiliz tabi ki. Bazen karşımızdaki gerçekten yeterince emek vermiyordur. Kendine yetmek başka, ilişkiyi tek taraflı bırakmak başkadır. Burada en önemli şey her şeyi anlayışla karşılamak değil; hangisinin bizim yoksunluğumuzdan, hangisinin ilişkinin gerçeğinden kaynaklandığını ayırt edebilmek aslında.
Çünkü ilişki, birinin diğerinin heybesini ağzına kadar doldurması değildir. Bir süre aynı yolda yürümek, birbirinin heybesine birkaç güzel şey bırakmak ve yollar ayrıldığında kendi yükünü taşıyabilecek kadar kendine sahip çıkabilmektir.
Son tahlilde sana haksızlık etmek istemediğim için şunun altını çizmeden geçemeyeceğim:
Onun sana aynı ölçüde ihtiyaç duymaması, seni daha az sevdiği anlamına gelmeyebilir. Lakin ilişkinize aynı ölçüde emek vermemesi başka bir meseledir.
Bunu da sonra kelimelere dökelim.
Hatırla istedim.
Sevgiler,
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.