• 31 Ağustos 2026, Pazartesi

İnandığın Şey Gerçek Mi ?

Başkalarına ait ne çok ispatsız düşüncen olduğunun farkında mısın?

Bir bakıştan, bir cümleden, bir mesajdan, dinlediği şarkıdan bile başkaları adına cümleler kuruyorsun zihninde.

“Bunu bana özellikle yaptı, bakışından anladım.”

“Kesin bana kızgın, ses tonundan belli.”

“Mesajımı okudu ama dönmedi, beni önemsemiyor.”

“Bu şarkının sözleri ne alaka şimdi?”

Vesaire, vesaire…

Ne muhatabın sana bunlara dair bir şey söyledi ne de sen sordun. Zihnin belirsizliği sevmiyor; değersizlikten, kaybetmekten ve sevilmemekten korktuğu için boşlukları doldurmayı seçiyor. Hemen alıyor eline kalemi; başkasının aklına kendi cümlelerini, sessizliğine kendi korkusunu, herhangi bir davranışına da senin geçmişten getirdiğin anlamları yazmaya başlıyor.

Tam bu sırada unuttuğun bir şey oluyor: Bu cümleler sadece sana ait!

Kendi kendine kurduğun bu tuzağın devamı daha da ilginç. Kanıt yok, onay yok, teyit yok ama inanmaya başlıyorsun. Hem de o kadar emin oluyorsun ki bir tür akıl tutulması yaşıyorsun.

Söylenen cümleden uzaklaşıp “Aslında bana bunu demek istedi.” diyor ve buna kırılıyorsun.

Yapılan harekete değil, “Bunu bu yüzden yaptı.” diyerek zihninde kurduğun sebebe tepki veriyorsun.

Niyet okuman sana gerçeği buldurmaz; aksine, bazen korktuğun gerçeği yaratır. Nasıl mı?

Bir mesaj attın ve saatlerce cevap gelmedi. Her geçen dakika, zihnini kemiren bir kurt: “Beni önemsemiyor!” Zaman uzadıkça o cümleye inanmaya başlıyorsun. Yetmiyor, bu inanç sen istesen de istemesen de ruh hâline yansıyor: Öfke, üzüntü, değersizlik… Aklına ne gelirse. Hatta belki de mesajın muhatabından, o her kimse artık, uzaklaşıyorsun. Karşındaki de senin bu tavrın yüzünden açıklama yapmaktan vazgeçiyor.

Yani gerçeği bildiğin için değil, inandığın şeye göre davrandığın için o noktaya geliyorsun.

Buna benzer bir sürü senaryoyu maalesef fark etmeden tekrar tekrar yaşıyorsun.

Her şeyi bilmek zorunda olmadığını ve bunun zaten her zaman mümkün olamayabileceğini kabul edebilir misin? Birinin neden sustuğunu, neden uzaklaştığını ya da neden beklediğin gibi davranmadığını bilmemek bir yenilgi ya da acizlik değil ki; aksine, sadece bilmemektir.

Diyelim ki bir şeyler ters gitti ve nedeni hakkında bir cevap alamadın. Bu da senin düşüncenin kayıtsız şartsız doğru olduğu anlamına gelmez. Bazen cevap bulmak için zaman ve alan gerekebilir.

Bir davranışı tek bir ihtimale bağlamak da bence hiç adil değil. Dışarıda devinen kocaman bir dünya varken sen, olayın merkezinde olduğundan bu kadar emin olamazsın. Çünkü bazen olanlar asla seninle ilgili değildir. Amaç her davranışa mazeret bulman değil, sakın yanlış anlama. Sadece yüklediğin anlamı kesin bir hükme dönüştürmenin doğru olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

Bir de gerçek olanla ona yüklediğin anlamı birbirinden ayırmayı öğrenmelisin.

Gerçek, “Aramadı.”

Senin yorumunsa “Beni önemsemiyor.”

Unutma ki gerçek hafiftir, onu biz ağırlaştırırız.

Niyet okumayı bırakman, insanlara kayıtsız şartsız inanman demek değildir. Bildiklerinle bilmediklerin arasındaki sınırı koruman demektir. Başkasının eylemlerini anlamaya çalışırken oluşan boşlukları kendi yaralarınla doldurmadan önce sor bakalım:

“Bu, zihnimden geçen bir düşünce mi; gerçeğin kendisi mi? Yoksa korkularımın sesini mi duyuyorum?”

 

Hatırla istedim.

Sevgiler,

Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.