1 Ocak 2026 tarihi itibariyle mezarlık hizmetlerinin, ilçe belediyelerinden alınarak Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin görev ve sorumluluk alanına geçtiğini takip edenleriniz bilir. Bunun ardından mezarlık alanlarında yapılan genel düzenleme ve temizlik işleri de oldukça hızlı ilerledi; emekçileri tebrik etmek gerekir.
Pek tabii bu görev değişimiyle birlikte; kentimizdeki mezarlık girişlerinde hummalı bir tabela düzenlemesine de şahitlik ediyoruz. Ancak bu düzenleme, kentin en mahrem, en sessiz olması gereken mekânlarını birer siyasi vitrine dönüştürmüş durumda.
Örneğin Tellidede Mezarlığı… Fotoğrafa bir bakın; tabelanın neredeyse tamamını kaplayan devasa bir "Aydın Büyükşehir Belediyesi" yazısı var. Altında ise ancak dikkatli bakıldığında seçilebilen, küçük harflerle yazılmış, adeta bir alt metne ve dipnota dönüşmüş "Tellidede Mezarlığı" ibaresi… Tasarımda hiyerarşi, önemi belirler. Burada görüyoruz ki, 'hizmet veren makam' mekânın kimliğinden daha önemli sayılmış.
Bu konu öylece bir tabela konusu değildir, bu idari bir sığlığın, yönetimsel bir çarpıklığın somut ifadesidir. Manevi bir erozyon, etik bir çöküştür.
Şimdi sormak lazım: Biz oraya belediye binasına mı gidiyoruz, yoksa ebediyete uğurladığımız yakınlarımızı ziyarete mi? Vatandaşın en büyük acısıyla baş başa kaldığı o eşikte, bir belediye reklamını göze sokmak ne kadar insani? Kimden yapmakla yükümlü olduğunuz hizmetinize karşılık oy hedefliyorsunuz? Ölülerimizden mi? Ölülerin kederli ailesinden mi?
Kamu yönetimi, reklam ajansı gibi çalışmaya başladığında ortaya çıkan sonuç maalesef bu oluyor: Hizmetten çok, o hizmetin 'ambalajı' ile ilgilenen bir anlayış. Çok alıştırıldık! Oysa mezarlıklar ambalajlanacak veya üzerine marka basılacak birer ticari ürün değil, siyasetin, kimliklerin ve dünyevi hırsların kapıda bırakıldığı, sessizliğin ve saygının hakim olduğu hafıza mekânlarıdır. Mezarlıklar, ölülerimiz üzerinden belediyelerin birbirine gövde gösterisi yapacağı, vatandaştan siyasi kazanç devşireceği mecralar olamaz.
Bu nasıl ahlaki bir yozlaşmadır? Şok içindeyim.
Mezarlıklar; gösterişin, reklamın ve siyasi rekabetin girmemesi gereken en hassas alanlarımızdır. Ülkemizde nitelikli örnekleri vardır. Avrupa’nın şehirlerinde dahi mezarlık girişlerinde belediye logoları değil; o mekânın tarihine ve vakarına uygun, mütevazı tabelalar görürsünüz: Belediyeler verdikleri hizmetin reklamını mezarlık kapısında gövde gösterisine dönüştürmez. Tabelalar, mekâna gelen ziyaretçinin hüzün ve sükunetine eşlik eder; idarenin varlığını gözüne sokmaz. Çünkü mezarlık bir şov alanı değil, bir saygı makamıdır.
Bizde ise durum maalesef tam tersi. O devasa harfler, mezarlığın o kendine has sessizliğini ve ağırlığını görsel ve kurumsal bir gürültüyle bastırıyor. Öte yandan bizdeki tabelanın ucuzluğuna bakın, beyaz plastik/kompozit zemin üzerine canlı mavi folyo baskı ile belediye adı ve logoları... Siyasi bir hedef olmasaydı dahi, ebediyetin kapısına bu denli ‘geçici’ ve yaklaşım olarak ‘ucuz’ bir tasarımın yakıştırılması bile başlı başına eleştirilecek bir vizyon meselesidir…
Kamu hizmeti bir lütuf değil, bir görevdir. Görevin yerine getirildiğini ilan etmek için mekânın ruhunu bu denli ezmeye, vatandaşın en çaresiz olduğu andan siyasi kazanım hedeflemeye gerek var mı?
“Tabii mezarlıklara fazla gitmediği için Sevgili Başkan”, buralardaki bu gelişmeleri göremiyor olabilir. Bu kentin bir mimarı ve vatandaşı olarak, üzerimde hissettiğim sorumlulukla göstermek ve hatırlatmak istedim:
Mezarlıklar birer belediye şubesi, kapıları da siyasi vitrin değildir. Lütfen o tabelalardaki puntolarınızı ve egolarınızı küçültüp, ölülerimize ve yakınlarına saygıyı büyütün.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.