• 21 Mayıs 2026, Perşembe

MÜFLİS TÜCCAR..

Bilindiği üzere, kâr elde etmek amacıyla her türlü mal ve hizmetin para karşılığı alınıp satılması veya değiş tokuş edilmesi faaliyetine ticaret denilir. Bu klasik tanımına rağmen, aslında ticaret sadece alım-satımdan ibaret olmayan, insanları birbirine bağlayan, dünyayı küreselleştiren, medeniyetleri inşa eden, yeniliğin ve gelişimin öncüsü bir faaliyettir...

"Rızkın onda dokuzu ticarettedir" denilmiştir. Ancak, ticaretten elde edilen gelirin meşru bir kazanç sayılması için hile, karaborsacılık, faiz ve yalandan uzak durulması şarttır...

Kendisi de bir tüccar olan Peygamberimiz dürüst, adil ve güvenilir ticareti teşvik etmiş, böyle davrananların ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacağını müjdelemiştir...

Madem ki dünya hayatı geçici ve bu fani aleme imtihan için geldik, o halde sadece dünya için değil ahiret için de çalışıp yatırım yapmak lazımdır...

Nasıl ki dünyalık temini için ticaret yapmak en karlı işlerin başında geliyorsa, biliniz ki ahiret hayatı için de durum aynıdır. Yüce Allah'ın emrettiklerini yapıp yasakladıklarından kaçmanın yanında, "Karz-ı Hasen" yani "Allah’a borç vermek" en karlı işlerden biridir. Karz-ı hasen, herhangi bir karşılık beklemeden, sırf Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, sadaka veya borç vermektir. Umulur ki yapılan iyiliklerin karşılığı Allah tarafından kat kat fazlasıyla ödenecektir...

Peki, bütün bunların ötesinde ahiret için yapılacak en karlı ticaretin ne olduğunu biliyor musunuz?

Bu sorunun cevabı Saff Suresinin 10 ve 11'inci ayetlerinde veriliyor. Bu ayetlerde, bizleri acı bir azaptan kurtarıp en büyük kazancı sağlayacak olan ilahi ticaretin formülü açıklamaktadır:

"Ey iman edenler! Size, can yakıcı bir azaptan kurtaracak, çok karlı bir ticaretin yolunu göstereyim mi?

Bu, Allah'a ve Resul'üne iman etmeniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad etmenizdir. İşte bu, eğer bilirseniz sizin için hayırlı olandır."

Hiç şüphesiz ki Ayette geçen 'Allah yolunda cihat' ibaresi sadece savaşmakla sınırlı olmayıp, İslam’ı hakkıyla yaşamak, yaymak ve savunmak amacıyla elden gelen tüm maddi ve manevi çabanın sarf edilmesini de kapsamaktadır. Söz konusu çabanın içerisinde kişinin kendi içindeki kötülüklere, nefsine, kibrine, ihtirasına ve şeytanın hilelerine karşı verdiği mücadele de yer alır...

Öte yandan, kazancı ve malı gider ve borçlarını karşılamayacak hale gelen ticaret erbabına "müflis" denir. İslam ve iman bakımından müflisin kim olduğu ise şu hadis-i şerifde açıklanmaktadır:

Resulullah "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sorunca, ashap "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir" diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz, "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla geldiği halde, işlediği büyük ve küçük günahlar sebebiyle iyiliklerinin sevabı başkalarına verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten ve bu sebeple de Cehenneme atılan kimsedir" buyurdu...

Şurası muhakkak ki dünyevi ticarette iflas edenler zamanla toparlanıp düzlüğe çıkabilirlerken, hesap günü gerçek müflislerin dönüşü yoktur. Böyleleri işledikleri hayır ve hasenattan ellerinde hiç bir şey kalmamış zavallı ahiret yoksullarıdır; Allah bilir akıbetleri de Cehennemdir...

Peki, söz konusu ahiret yoksulu müflisler kimlerdir diye hiç düşündünüz mü?

Kul hakkına girenler, kamu malına ve işgal ettikleri makamlara ihanet edenler, emri altında ve çevresindekilere hakaret, tehdit ve iftira yoluyla haksızlık edenler, namuslu insanların namusuna dil uzatanlar, dedikodu yapanlar, kan dökenler, zulmedenler, çalanlar ve çalanlara yardım edenler...

Bu liste böylece uzar da uzar...

Böyleleri bilsinler ki kıyamet gününde hiçbir hak zayi olmayacak, boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan intikamını alacak ve O gün dünyadaki ne malları ne de makamları onlara zerre fayda vermeyecektir...

Şimdi şöyle arkanıza yaslanın ve gözlerinizi kapayıp etrafınızdaki müflis tüccarları düşünün; kuvvet ve kudretleri yerindeymiş gibi görünen bu zavallıların akıbetlerinin ne kadar acınası olduğunu hayal edin ve halinize şükredin. Eğer bu kimselerdenseniz de bir an önce kendinize çeki düzen verin...

Ne diyordu Cahit Zarifoğlu;

Burası dünya!

Ne çok kıymetlendirdik...

Oysa bir tarla idi;

Ekip biçip gidecektik...

Bu hafta yazımızı Yunus Emre’nin ‘hayatın geçiciliğini ve insanın bu dünyadaki kısa misafirliğini’ anlatan şu sözleriyle bitirelim:

Sular hep aktı geçti,

Kurudu vakti geçti,

Nice han, nice sultan,

Tahtı bıraktı geçti.

Dünya bir penceredir,

Her gelen baktı geçti...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.