AyFm 100.5
  • 22 Ocak 2026, Perşembe

SAKIN GÖRÜNÜŞE ALDANMA...

İnternette viral olan şu hikayeyi mutlaka bilenleriniz vardır:

Bir öğretmen öğrencilerine fırtınaya yakalanan bir gemideki adam ve karısının hikayesini anlatmaya başlar. Hikayeye göre, fırtına yüzünden gemi batmakta iken herkes canhıraş bir şekilde cankurtaran botlarına doluşmuş ve nihayet sonuncu botta sadece bir kişilik yer kalmıştır. O ana kadar herhangi bir bota binemeyen çiftten erkek olanı karısını gemide bırakıp içinde tek kişilik yer kalan bota atlar. Kadın batmakta olan geminin güvertesinden son kez kocasına bakar ve sadece bir cümle söyler...

Tam bu anda öğretmen hikayeyi durdurur ve öğrencilerine sorar:

- Sizce kadının kocasına söylediği o son cümle neydi?

Cevaplar birbiri ardına gelir:

- Sen bir korkaksın!

- Senden nefret ediyorum!

- Sen adam değilsin!

O ana kadar sessiz kalan bir öğrenci ise yumuşak bir sesle fısıldar:

- Çocuklarımıza iyi bak...

Öğretmen şaşkınlıkla sorar:

- Bu hikayeyi daha önce duydun mu?

Çocuk başını sallayarak:

- Hayır, ama annem ölmeden önce babama böyle demişti...

Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle “Cevabın doğru” der ve bir süre sessiz kaldıktan sonra anlatmaya devam eder:

Kadın gemi ile birlikte okyanusun derinliklerine gömülür, adam ise karısından geriye kalan iki kızıyla birlikte hayata tutunmaya çalışır. Yıllar geçer ve bir gün adam da hayatını kaybeder...

Adamın ölümünden kısa bir süre sonra kızlarından biri babasının günlüğünü bulur ve sayfaları çevirdikçe gözyaşlarına boğulur. Günlükte şu satırlar yazılıdır:

“Doktorlar karımın sadece birkaç günlük ömrünün kaldığını söylemişti, hastalığın Onu yakında hayattan koparacağını bilerek yolculuğa çıktık. O gün gemi batarken benim yerime onun bota binmesini çok istedim, ama O her defasında beni reddetti. Bindiğim botla yavaş yavaş uzaklaşırken bana asla unutamayacağım bir gülümsemeyle baktı ve şöyle dedi:

- Git kendini kurtar, kızlarımızın sana ihtiyacı var, onlara iyi bak...

O gün Ona itaat etmekten başka çarem yoktu, ama ne çok isterdim onunla birlikte ölmeyi. Yazık ki çocuklarımız yüzünden biricik aşkımın okyanusun soğuk sularında batmasını izlemek zorunda kaldım...

Hikaye sona erdiğinde, sınıftaki derin sessizlik yerini çocukların ağlama seslerine bırakmıştı...

Bu hikayeden çıkarılacak en yalın ders şudur:

Asla hemen yargılama...

Gerçeklerin gördüklerimizden çok daha farklı olması muhtemeldir. Her davranışın, her sözün ve her durumun ardında bizim asla tam olarak bilemeyeceğimiz bir gerçeklik var olabilir. Hatırlayın, ne deniliyordu bir şarkı sözünde, "Herkesin bir derdi var, durur içerisinde". O halde asla çok hızlı yargılama; eğer anlayamıyorsan, çözemiyorsan veya sebebini bilmiyorsan ya zamana bırak ya da sus...

Ne yazık ki hiç düşünmeden ve hunharca birbirimizi yargılıyor, hakaret ediyor ve dışlıyoruz. Müslümanım diyenler din kardeşlerinin ölü etini yemekten hiç mi hiç çekinmiyorlar. Anlamaya çalışmak ve empati yapmak varken en ahlaksız halimizle birbirimize saldırıyoruz. Oysa ki olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve peşin hükümlü olmamalıyız. Aksi halde gerçeği öğrendiğimizde çoktan iş işten geçmiş olacak ve hatalı tavrımızın bedeli olarak bize yalnızca acı ve üzüntü kalacaktır…

Örneğin;

Aşırı rahat ve sorumluluklarını savsaklıyor diye düşündüğünüz birinin yıllardır kanser tedavisi görmekte olduğunu öğrendiğinizde ne hissedersiniz?

Ortaokuldan beri anksiyete nöbetleri geçiren ve "Çocuk yaşta ne anksiyetesi bu" diye çıkıştığınız birinin anne babasının boşanmış olduğunu ve annesinin yeni tanıştığı insanlara kızını yeğeni olarak tanıttığını öğrendiğinizde pişmanlık duymaz mısınız?

Devamlı her yere geç kalıyor diye eleştirdiğiniz birinin birkaç ay önce babasını kaybettiğini ve bu yüzden de geceleri uyuyamadığını öğrenince üzülmez misiniz?

Dedim ya gerçekler göründükleri gibi olmayabilir. Bu nedenle hiçbir kişiyi ve olayı peşinen yargılamamak gerek. Ne kadar iyi tanırsak tanıyalım hiç kimseyi tam olarak tanımamız asla mümkün değildir. Unutmamak gerekir ki her şey görünür, ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir...

Amerikalı şair ve yazar Muhyiddin Şekur bu hususta şöyle demektedir:

“Görünen gerçek değildir, gerçek ise her zaman görünen değildir…”

Maskeler düşüp gerçek yüzler ortaya çıktığında, gizli işler ve konuşmalar aşikar olduğunda, yalanlar kanıtlandığında, hileler görüldüğünde ve yanlışlar itiraf edildiğinde hayretler içerisinde kalır, söyleyecek söz bulamazsınız. Ya da su-i zanda bulunduklarınızın iyi insanlar olduğunu anladığınızda, taş kalpli ve zalim sandıklarınızın şefkat ve merhamette sizden fersah fersah önde olduklarını gördüğünüzde, cimri dediklerinizin cömertlikte zirve olduklarına şahit olduğunuzda utanır ve yer yarılsa da içine düşsem dersiniz. O halde bırakalım başkalarının görünen yüzlerini eleştirmeyi, kendimiz ne haldeyiz ona bakalım...

Son söz, söyleyeni belli olmayan bir internet paylaşımından gelsin;

"Kör sağıra çok güzelsin demiş, ne kör anlamış ne sağır. Dilsiz anlamış ama o da kimseye söyleyememiş."

Şu an toplum olarak birbirimizi anlama şeklimiz tam da böyle. Bizi duyanla konuşmuyoruz, görene bakmıyoruz, konuşmak isteyeni de duymuyoruz. Kısacası, ne yazık ki herkes üç maymunu oynuyor...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.