• 9 Nisan 2026, Perşembe

MEVZU AÇLIK DEĞİL AÇGÖZLÜLÜK...

BM verilerine göre, Dünya genelinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle her yıl milyonlarca insan hayatını kaybetmekte ve ölenlerin 3 milyondan fazlası da çocuklardan oluşmakta...

Ne yazık ki Dünyanın pek çok bölgesinde derin bir açlık illeti mevcut iken, başka bölgelerde zenginlik, israf, hırs ve açgözlülük hüküm sürmekte...

Resmi verilere bakıldığında çağımızın en önemli sorununun "açlık" olduğunu söylemek mümkün olsa da, şimdi anlatacaklarımdan sonra asıl sorunun "açlık" değil "açgözlülük" olduğunu farkedeceksiniz...

Sanırım konuya "açlık" ve "açgözlülük" kavramlarının ne manaya geldiklerini öğrenmekle başlamak gerekir.

Açlık, mide gurultusu, halsizlik ve enerji kaybı gibi fiziksel belirtilerle kendini gösteren ve beslenme ile giderilebilen gerçek bir ihtiyaç hali iken, açgözlülük doymak bilmeyen bir tutku ve hep daha fazlasını arzulayan psikolojik bir doymamışlık halidir...

Açgözlülükte başkalarının hakkına girme ahlaksızlığı ve adalet gözetmeksizin biriktirme veya tüketme arzusu mevcuttur...

Açgözlülük sadece para hususunda söz konusu olmayıp, güç, şöhret, ilgi, kontrol ve bencilliği besleyen herhangi bir şeye ilişkin olarak da ortaya çıkabilir...

Açgözlülük ilk bakışta kolayca fark edilmeyip, zaman içerisinde ve çeşitli hadiselerle ortaya çıkan tehlikeli bir hastalıktır. Bu hastalık toplumsal bir başarıyı kendine mal etme, ortak bir gider ya da zarara adil bir şekilde katkıda bulunmaktan kaçınma, market kasasındaki sırada başkalarının önüne geçme, bir aile yemeğinde en güzel yemeği tek başına bitirme, bir sürü para ve malınız olmasına rağmen devletin gıda yardımı programına başvurma gibi suretlerle tezahür edebilir...

Öte yandan, hırs ile açgözlülüğü birbirinden ayırmak lazımdır. Hırs herhangi bir hedefe ulaşma isteği olup, çoğu zaman çalışma ve azim ile direk ilişkili ve dengeli olduğunda olumlu bir özelliktir. Sahip olduklarıyla yetinmeyip sürekli daha fazlasını isteme durumunu ifade eden açgözlülük ise bencillik ve doyumsuzluk duygularına sahip olumsuz bir özelliktir....

Açgözlülük sadece fertlere ait bir hastalık olmayıp, bazı ulusların ve devletlerin de davranışsal hastalığıdır. Bunun en bariz örneği ise sömürgeci ülkelerin geçmiş ve günümüzdeki hastalıklı ve zalim politikalarıdır...

Eğer öyle olmasaydı Avrupa ülkelerinin geçmişte başlayıp halen devam eden sömürgeci politikalarını ne ile açıklayabiliriz?

Günümüzün Siyonist ve zalim ülkesi Amerika'nın sömürmek amacıyla dünyanın her köşesindeki güçsüz ülkelere yaptığı pervasız saldırıları nasıl açıklayabiliriz?

Bu ülkeler kendilerine yetecek her türlü kaynağa sahip değiller mi de kıt kanaat geçinen ülkelerin petrolüne ve diğer doğal kaynaklarına çökmeye çalışıyorlar?

Örneğin Amerika'nın İran'la savaşı sizce gerçekten rejim ya da din odaklı mı? Eğer petrol ve diğer değerli madenleri olmasa Amerika gene de İran'a saldırır mıydı?

Dünyanın herkese yetebileceğine olan inancım yüzünden, bazen açgözlüler olmasa galiba dünyada açlık sorunu da olmazdı diye düşünüyorum. Bana göre, birilerinin yoksulluk ve açlık çekmesinin temel sebebi diğerlerinin açgözlülüğünden başka birşey değil...

Peki bizde durum nasıl?

Ne yazık ki "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" inancına sahip bir milletten, "Düşene bir tekme de sen vuracaksın" anlayışına sahip bir millete dönüştük...

Ne acıdır ki "Ben bugünkü siftahımı yaptım, fakat yan komşum henüz siftah etmedi, lütfen gidin alışverişinizi ondan yapın" diyen esnaflardan, komşusunun sattığı malı kötüleyen ahlaksız tüccarlara dönüştük...

Ne utanç vericidir ki "Devletin kepçesinden yalıyan kedi bile hesap verecek" diyen insanlardan, "Doymak bilmeyen milletvekilleri ve bürokratlara, aldıkları maaşlarla yetmeyip formaliteden başkanı ya da üyesi oldukları şirketlerden yüklüce ücret ve huzur hakkı alan insanlara" dönüştük...

Sanırım açlık sorununu çözmeye önce açgözlü kafaları değiştirmek veya frenlemekten başlamak lazım. Daha da ötesi, açlığı ortadan kaldırmaya önce tokları doyurarak başlamak en kestirme yol gibi görünüyor...

Peki aç gözlüler doyarlar mı?

Zor, hatta imkansız gibi...

Son sözü Neyzen Tevfik söylesin;

Ekmek herkese yetecekti aslında; tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.