• 7 Nisan 2026, Salı

LİDERLİK FARKI

Bir lider ülkesinin yüceltilmesini sağlayabileceği gibi, aşağılanıp küçük düşmesine de neden olabilir. Bu durum liderlik yeteneği ve insan kalitesiyle ilgilidir. 
ABD Başkanı Trump elindeki silah gücü ve askeri yeteneklere sırtını dayayıp kendisini dev aynasında görmüştü. Önce bir devlet başkanına baskın verip yatağından alarak kaçırmıştı. Sonra da bu korsanlıkla övünüp havalara girmişti. 
Aynı kibirli adam İsrail Cumhurbaşkanı Netanyahu’nun etkisiyle bu sefer de İran’ın zenginliklerine çökmek istedi. Onu teşvik eden, kendince inandığı vadedilmiş toprakları ele geçiren lider olma hayaliyle zehirlenmiş bir beyne sahip olan Netanyahu da ABD’yi yanına alıp İran’a füze yağdırmaya başladı. Daha ilk anda İran’ın dini liderini öldürüp zafer çığlıkları atmaya başladılar. Bu ikilinin gözleri öylesine dönmüştü ki, okulları bombalayıp yüzlerce çocuğu katletmekten bile çekinmemişlerdi,.  O öldürülen kız çocuklarının cenazeleri defnedilirken gözleri yaşarmayan insan var mıdır ki?..?
*
İlerleyen günlerde beklemedikleri bir şey oldu. Liderleri öldürülen İran pes etmedi. Büyük bir direnç başlattı. Hem İsrail’e hem de ABD üslerinin bulunduğu ülkelere füze yağdırmaya başladı. Özellikle vesayetlerini ABD’ye verip onun koruma kalkanı altında kendilerini güvende gören Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ne olduklarını anlamadan ateş altına alındı.
İran dişe diş diyordu ve pes etmeye hiç niyeti yoktu.
Orta Doğu Fatihi olmak için kendini hazırlayan çocuk celladı Netanyahu ne yapacağını şaşırıp, o şaşkınlıkla Avrupa ülkelerinden destek istedi. Bunu ümit etmesi bile dünyadan habersiz ve kendi hayalleriyle yaşadığını gösteriyordu.  Savaşı başlatırken danışıp düşüncelerini almaya bile gerek görmediği bu ülkelere muhtaç olmuştu.  Avrupa bu katillerle birlikte olmaya yanaşmadı. ABD başta NATO olmak üzere bütün dünyayı yardıma çağırdı. Dünya ülkeleri bu çağrıyı duymazdan geldi. Hatta İspanya Başbakanı Pedro Sanchez daha yürekli bir duruş göstererek Trump’ın tehditlerine rağmen bu saldırıları eleştirdi. 
*
Sevgili okuyucu, yazımın başında liderlikten ve lider kalitesinin öneminden söz etmiştim. Yine aynı yere dönüyorum.  Bir lider düşünün; girdiği bütün savaşları  kazanmış. Hatta güç dengesi hep aleyhine olduğu halde zaferlere ulaşmış. Buna rağmen çıkıp “Yurtta sulh, Cihanda sulh” diyerek yüreğindeki insan sevgisini ortaya koymuş…
Diğer iki adamı düşünün. Kendilerini dev aynasında gören sözde liderleri. Biri dünyanın süper gücü olarak görünüyor. Diğeri de bölgesinin süper gücü olduğu hayaliyle davranıyor.  Mustafa Kemal Atatürk  parçalanıp yok olma noktasına getirilmiş bir ülkeden yeni bir devlet kurmuş. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir diyerek milletini karasaban devrinden çıkarıp çağdaş ülkeler seviyesine yükseltmiş. Kendi coğrafyasının en saygıdeğer ülkesi konumuna getirmiş. 
İşte sözünü ettiğim liderlik farkı buydu.  Ne kadar şanslıyız ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinde yaşıyoruz ve o bizim milletimizin bağrından yetişti. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.