Şu anda televizyonlarımızın ana haber bültenlerinde sürekli olarak ABD-İran gerginliği yer alıyor. Amerika’nın şu kadar gemisi, bu kadar savaş uçağı varmış da, İran’a saldıracakmış. İran da Amerikan savaş gemilerini vuracak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatacakmış gibi…
İki ülke yöneticileri sürekli olarak konuşup birbirlerine gözdağı vermeye çalışırken diğer taraftan da dünyayı yanlarına çekme uğraşı içindeler.
Savaş çıkabilir mi diye düşündüğümüzde Trump gibi hastalıklı bir kafa tarafından yönetilen Amerika Birleşik Devletleri her şeyi yapabilir. Çünkü tarihin gördüğü en merhametsiz liderlerden biri olduğunu düşündüğüm ABD Başkanı, egosunu tatmin için her türlü çılgınlığı yapabilir. İşin üzücü tarafı; Amerikan halkının da bu çılgınlığa dur deme niyetlerinin olmayışı. Çünkü bu terörist ruhlu kişiyi kendileri seçtiler ve toplumlar layık oldukları kişiler tarafından layık oldukları şekilde yönetilirler. Zulmün nimetlerinden yararlandıkları sürece bu yapılanlara sessiz kalacaklardır. Birgün Roma’yı yakan Neron gibi kendi ülkesini de yakmaya kalkarsa belki o zaman düşünceleri değişecektir. Ateş kendilerine uzak olduğu sürece sadece nimetlerinden yararlanacaklardır.
Türkiye gibi bazı ülkeler de durumdan vazife çıkarıp tarafları uzlaştırma çabası içindeler. Başarabilirler mi diye düşündüğümde aklıma eskiler geliyor. Zamanında ABD Irak’a saldırırken de benzer bahaneler kullanmıştı. Irak’ın nükleer gücünden, atom bombası yaptığından falan söz ederek yapacağı saldırıya meşruiyet kazandırmaya çalışmıştı. Şimdi de benzer iddialar konuşuluyor. Bu durum bana savaş ihtimalinin kuvvetli olduğu düşüncesi veriyor. Umarım yanılırım ve aklıselim galip gelir.
Ne yazık ki, bu konuda umutlarım oldukça zayıf. Bu güç zehirlenmesi yaşayan terörist diktatöre dur diyebilecek başka bir güç de görünmüyor. Çin ve Rusya’nın çıkışları çok cılız ve caydırıcılıktan uzak görünüyor.
***
Sözü geçmişten bir anıyı paylaşarak bitirmek istiyorum.
Bir zamanlar Kayseri ilimize bağlı Tomarza İlçesinin Bostanlık isimli köyünde görev yapmıştım. Köyün girişinde meydan denemeyecek kadar küçük bir alan vardı. O alanda bulduğumuz bir kütüğü adeta bank yapmıştık. Köyde kahvehane olmadığından boş vakitlerde o kütüğün üzerine oturup hem köyün meselelerini, hem de ülke meselelerini konuşurduk. Hem keyifli, hem de yararlı sohbetler olurdu.
Kamil Emmi o köyün ihtiyarlarındandı. Ufacık boylu ve çok zayıf bir adamdı. İnatçılığıyla ünlüydü. Köyde hiç kimse Kamil Emmi ile tartışmazdı. Çünkü bir laf etti mi, o laftan dönmez, yanlış olduğunu anlasa bile sözünde ısrar ederdi.
O zamanlar da aynen şimdi İran ile ABD arasındaki gerginliğin bir benzeri Irak ile ABD arasında yaşanıyordu. Televizyonlar sürekli savaş ihtimalini dile getirip iki tarafın silah ve asker gücünü paylaşıyorlardı. İşte öyle bir günde Kamil Emmi lafa girip düşüncesini söyledi:
“Saddam adamın hasıdır. Amerika İrak’a bulaşırsa Saddam onları mahveder…”
Herkes sustu. Bazıları bıyık altından gülümserken ben dayanamayıp lafa girdim.
“Olur mu hiç Emmi? Saddam’ın elindeki silahları bile Amerika verdi. “
Kamil Emminin esmer yüzü daha da karardı. Yüzüme dik dik bakıp sözünü tekrar etti.
“Saddam Amerika’yı mahveder.”
İki gün sonra da ABD saldırısı başladı. Irak o kadar büyük bir acizlik içindeydi ki, geceleri ABD başkent Bağdat’ı bombalarken kentin ışıklarını açık tutarak doğru hedefleri bombalamaları için kılavuz oldular. Zaten bir hafta içinde Irak teslim oldu ve Saddam da yakalandı.
Birkaç gün sonra kütüğün başında toplandığımızda dayanamayıp Kamil Emmiye laf attım.
“Emmi, hani Saddam Amerika’yı mahvederdi? Bak Irak teslim oldu, Saddam da yakalandı…”
Kamil Emmi yüzüme dik dik baktı ve son sözlerini söyledi:
“Saddam yine Amerika’yı mahvetti, yine mahvetti, var mı diyeceğin?”
Bu hikaye nereden aklıma geldiyse?..


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.