• 19 Mayıs 2026, Salı

ÜRETİMDE BİRİNCİ OLMUŞUZ

Sayın devlet büyüklerimiz açıklıyorlar; sebze ve meyve üretiminde Avrupa’da ve hatta Dünya’da ilk sıralardaymışız. Yani ilk üçe her zaman giriyormuşuz. Ne güzel değil mi?
Elbette ki bu söylenenler hem mutluluk, hem de gurur verici bilgiler. Üretebilmek kadar güzel bir şey var mı? Hep üretimin öneminden ve de gerekliliğinden söz ediyoruz ya, böyle açıklamaları duyunca da doğal olarak seviniyoruz. 
Yalnız, aklıma takılan bir şey var; biz bu ürettiklerimizi ne yapıyoruz? 
İnsanlarımız meyveye hasret kalmışlar. Bizi dünya şampiyonu yapan üretimlerimizin meyvelerini kimler yemekteler?
Aynı açıklamalarda et ve tavuk üretiminde de dünya lideri olduğumuz anlatıldı da, şaştım kaldım. Biz Arjantin’den bile canlı hayvan ve karkas et ithal etmiyor muyuz? Savaştaki Ukrayna bile dhşl olmak üzere bizim Avrupa’da pek çok tedarikçimiz yok mu? Peki kendi ürettiğimiz hayvanlarımız ve de onların etleri ne oluyor? O etleri kimler tüketmekte? 
Şimdi kurban öncesi televizyonlarda reklamlar görüyoruz. Kurban bağışı yapmak isteyenler için Afrika ülkelerinde fiyat 5-6 bin lira civarında. Diğer İslam ülkelerinde de 10 bin lirayı geçen yok. Bizde ise 20 bin sınırına dayanmış. Bu nasıl bir çelişkidir?
Devletin resmi kuruluşu olan “Et ve Süt Kurumu”  et ithal edip zincir marketlere satıyormuş. Bir dünya da kazanç elde etmiş. Ama etleri kimin yediği belli değil. Dünyanın önde gelen hayvan üreticisiyiz, ama halkımız et tüketiminde neredeyse dünya sonuncusu.
Geçtiğimiz yıllarda  bir çocuk görmüştüm. Babasının elini çekiştirerek Pazar tezgahındaki muzları gösteriyordu. Adam dayanamayıp bir tane satın aldı ve çocuğa verdi. O yavru da muzu kabuğuyla ısırıp yemeye çalışmıştı. Belli ki,  daha önce yememiş ve yiyen birilerini de görmemişti.
Geçen hafta ben de elinde küçük bir çilek olan bir çocuk gördüm. Çileği yemeye kıyamadığı için olacak, şeker gibi yalıyordu.
*
Sevgili okuyucu, geçen hafta Aydın Milletvekilimiz Sayın Mustafa Savaş bazı açıklamalarda bulundu. O da çiftçimize verilen destekleri övdü de, galiba bu desteklerden çiftçilerimizin ve de ziraat odalarımızın haberleri yok. Çünkü onlar her ağızlarını açışta dertlerini anlatıyorlar, şikayet ediyorlar.
Sayın Savaş Sarıçay barajı ile ilgili de müjdele verdi de biz bu lafları yıllardır dinliyoruz. Bu muhabbet 2010 yılında falan başladı. Güya Sarıçay Barajı tamamlanmak üzereymiş de Söke, Kuşadası ve Davutlar’ın şebeke suyu ihtiyacı buradan karşılanacakmış.
O zamanlar bu iddia ve müjdeleri zamanın AKP’li siyaset adamlarından dinleyince sevinip coşmuştum da, devrin Söke belediye başkanını Boynak suyu için eleştirmiştim. Çünkü nasıl olsa baraj suyu gelecek ve derin kuyulara ihtiyaç kalmayacaktı. Boşa masraf etmeye gerek yoktu. Aradan 15  yıl geçti ve hala bekliyoruz. İsimler değişiyor, vaatler aynı.
Son olarak bir şey daha söyleyeyim; Biz yeterli kaynak ayıramadığımız için bunca yıldır barajı tamamlayamadık. Şimdi de umudum yok ama, baraj tamamlansa bile suyu sözü dilen ilçe ve mahallelere taşıyacak olan isale hatları daha da büyük maliyet. Onun için de bu iş 15-20 yıldan önce olmaz.
Son söz; gönül istiyor da, bu iş sadece gönül işi değil. Daha fazlası gerek.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.