• 31 Mart 2026, Salı

KUTLAMALAR AYI VE SAVAŞ…

Bayram öncesi çok anlamlı günler yaşadık. Mart ayı kutlamalar ayı oldu. 12 Mart tarihinde bağımsızlığımızın sesi İstiklal Marşımızın kabulünün yıldönümünü kutladık. Milli Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan bu duygu yüklü dizeleri  okurken ve dinlerken göğsü kabarmayan, gözleri yaşarmayan bir vatan evladı var mıdır ki?.. 
Ne yazık ki o anlamlı kutlama haftasında yine bazı işgüzarlar ortaya çıkıp bütün güzellikleri mahvetmişler. Güya marşın kabulünün yıldönümü kutlamalarında bir okulumuzun etkinliğinde marşımız Arapça olarak okunmuş. İnsan “neden” diye sormaktan kendini alamıyor. İstiklal Marşı’nı yazan şairimiz sizlerden çok daha iyi Arapça biliyordu. Ama şiirini Türkçe yazdı. Çünkü bu marş Arapların değil, Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin milli marşı olacaktı.
O okulun müdürü hakkında soruşturma açılıp görevden el çektirilmesini bekledim. Tabi ki öyle bir şey olmadı. Hatta Milli Eğitim Müdürü bile o etkinlikte bulunmasına rağmen olaya tepki göstermemiş. Biz bu okullar ve bu görevlilerle mi yerli  ve milli olacağız?
*
Ramazan Bayramı öncesi Tıp Bayramını da kutladık. Bu vesileyle başta çok kıymetli hekimlerimiz olmak üzere bütün sağlık emekçilerinin bu özel günlerini kutluyorum.
Son haftalarda eşimin sağlık sorunları nedeniyle sık sık hastaneye gitmek zorunda kaldık. Polikliniklerde inanılmaz bir yoğunluk var. Yani sağlam insanlar sıra beklerken hasta olacaklar. Buna rağmen hekimlerimizin canla başla çabaladıklarını görmek içimi ısıttı. Bu arada iki defa da Acil Servise başvurduk. Orası da çok yoğundu ve orada da aynı iyi niyetli çabayı gördük.
Hatırlıyorum da, bundan birkaç yıl önce biz bu hekimlerimizi yurt dışına gitmeleri için adeta kovmuştuk.
Mart ayında tadımızı kaçıran olayların başında ABD ve İsrail’in sebepsiz yere, ya da kendi çıkarları için İran’a saldırmaları oldu. İsrail’in Orta Doğu’yu kendi malı olarak gördüğü ve de orda yaşayan insanları zorla ya da güzellikle çıkarıp işgal etmeyi, mülklerine çökmeyi artık bir devlet politikası haline getirdiğini biliyoruz. Bu amacına ulaşmak için kendisini süper güç olarak tanımlayan Amerika Birleşik Devletlerini de kendisiyle birlikte savaşa sürüklemeyi başarabiliyor.
Niyetin kötülüğü ve de başkalarının mülküne çökmek olduğu o kadar belli ki, bir taraftan ellerindeki silah teknolojisiyle İran’ı ateş altında tutarken diğer taraftan komşuları Lübnan’a saldırıp işgal etmeyi de deniyorlar.
Ancak; ummadıkları bir şey oldu. İran adeta şapkadan tavşan çıkardı. Saldırganlara direndi ve püskürttü. Kayıplar verdirmeye başladı. Burnundan kıl aldırmayan Terörist Trump NATO’dan ve diğer müttefiklerinden, hatta Çin’den bile yardım istemek zorunda kaldı.
Bir diğer terörist Netanyahu aynı şaşkınlıkla Avrupa ülkelerini yanlarında İran’a karşı savaşa çağırdı. Sanki bu saldırıları başlatırken o devletlere danışıp fikirlerini almışlardı…
Son söz; İran ne yaptığını biliyor. Elbette ki onlardaki yönetim biçimini beğenmiyorum. Elbette ki halkın iradesini yok sayanlarla aynı düşüncede olamam. Elbette ki, özellikle kadını yok sayanları çağ dışı ve insanlık dışı buluyorum…
Ama gözlerini hırs bürüyen, çıkarları için çocukların bile üzerlerine bomba yağdırmaktan çekinmeyen işgalcilere karşı direnişini de takdirle karşılıyorum.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.