• 28 Nisan 2026, Salı

ÇILDIR HAVAALANI MESELESİ

Nasrettin Hoca’nın ünlü bir fıkrası var. Hoca’ya sormuşlar; eski ayları ne yaparlar diye. O da cevap vermiş: Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar. Galiba biz de eski konuları kırpıp yeniden gündem yapıyoruz.
Aydın’daki Çıldır Havaalanı da böyle bir durum.  Arada bir illa ki gündeme geliyor, ya da getiriliyor.
Vakti zamanında Mustafa Çıldır isimli bir hayırsever heves etmiş, şehrine bir havalimanı yapılsın diye 500 dekarlık arazisini bağışlamış. DHMİ 1956 yılında yapılan bu bağışı değerlendirip 1958 yılında buraya bir havaalanı yapmış. 
Başlangıçta yeni hevesten olacak, İstanbul, Yeşilköy’e falan uçuşlar gerçekleştirilmiş de, sonraları talep azalınca havaalanı askeriyeye devredilmiş.  Bazı girişimler olsa da havaalanının yeniden yolcu trafiğine açılması mümkün olmamış. 
Mustafa Çıldır’ın ailesi  sonunda tepki göstermiş ve eğer havaalanı işlevini yapamayacaksa araziyi geri istemiş. Bu sefer de  Türk Hava Yolları alana talip olmuş ve 2012 yılında  20 yıllığına onlara kiralanmış. Bu yıl, yani 2026 yılında da havaalanının ticari uçuşlara açılması için girişimler başlatılmış.
*
Sevgili okuyucu, ne yazık ki ülkemizde her konuda yaşanan bilgi kirliliğinin bu konuda da yaşandığını düşünüyorum. Bakınız 2014 yılı öncesinde, Yani Aydın büyükşehir yapılmazdan önce, Belediye Başkanımız Necdet Özekmekçi döneminde Söke'nin nazım imar planı çalışmaları yapılmıştı. Bu plana göre Aydın’da atıl olarak duran Çıldır Havaalanı yerine Söke’de bir havaalanı yapılması öngörülmüş ve burada kurulacak organize sera bölgelerinde yetiştirilen sebzelerin dünyanın her yerine bu havaalanından gönderilmesi düşünülmüştü.  Aynı günlerde Aydın İl Genel Meclisi de gündemine bu havaalanı meselesini almıştı.  Başta o dönemin İl Genel Meclisi Üyesi ve Ak Parti Gurup Sözcüsü Kenan Özcan ve Sökeli meclis üyelerimizin yoğun çabalarıyla Söke’ye havaalanı yapılması onaylanmıştı. 
Bu karar bir sonraki toplantıda iptal edilerek Aydın’da havaalanının  Çıldır Havaalanı olarak kalması kararlaştırıldı.
O zamanlar Çıldır’ın pist uzunluğunun yetersiz olduğu öne sürülerek belli büyüklüğün üstündeki uçakların iniş-kalkış yapamayacakları ifade edilmişti. Üstelik mevcut atık su kanalları nedeniyle pistin uzatılmasının da mümkün olmadığı ifade ediliyordu. 
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. Zaten hep böyle olmuyor mu? Bize bir şey söylüyorlar, inanıyoruz. Bir süre sonra  tam tersi başka bir şey söylüyorlar, mecburen ona da inanıyoruz. 
İnanmasak ne yapacağız? Kapalı kapılar ardında dönen işleri nereden bileceğiz ki?
Son söz; artık lafı bıraksalar da yapılması gerekeni yapıp ondan sonra “biz bunu yaptık” diye ortaya çıksalar… Cek’li cak’lı laflardan bıktık usandık.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.