• 26 Mayıs 2026, Salı

HASTANE SOHBETLERİ

Merhum Rıfat İlgaz’ın ünlü eseri Hababam Sınıfı herkesçe bilinir. Filmleri de yapılan bu kitap eğitim sistemimizi de eleştiren hoş bir anlatımdır. Ama beni en fazla etkileyen kitabı “Bizim Koğuş” ya da “Pijamalılar” adıyla bilinen kitabıdır. Yazar bu kitabında kendisinin de kaldığı verem sanatoryumunda yaşananları öyle güzel hicvetmiştir ki, insanı güldürürken ağlatıyor ve düşündürüyor.
Bugün ben de bazı hastane öyküleri anlatacağım. Pijamalılar’da okuduğum gibi komik değil, ya da ben Merhum  Ilgaz gibi usta olmadığımdan işin mizah yanını aktaramıyorum. Sanırım, insan bazı tuhaflıkları kendisi yaşayınca gülmek ve güldürmek  içinden gelmiyor. 
*
Efendim, bir hasta Söke’deki hastane tarafından pet çekimi için Aydın’a gönderiliyor. Zaten Aydın ilimizin tamamında bu hizmeti verecek başka yer yok. Mutlaka Aydın merkeze, yani şimdiki tanımıyla Efeler’e gideceksiniz. Burada da Atatürk Devlet hastanesi ya da ADÜ hastanesi bu hizmeti veriyor.
Hasta önce Atatürk Devlet hastanesini denemek istiyor, onlar da yeni yapılan şehir Hastanesine taşınmışlar. Oraya gidildiğinde bir süre bekletilip sonra da taşınma tam olarak gerçekleşmediği için ilaç ve bazı ekipmanlar eksik olduğundan pet hizmeti verilemediği söyleniyor. İsim kaydedilip daha sonra bir randevu oluşturulacağı ifade ediliyor.
Çaresiz bir şekilde ADÜ’ye gidip şanslarını deniyorlar. Orada yaklaşık 3000 lira karşılığında bir hafta içinde randevu sağlayabiliyorlar. 
Hasta ve yakınları saat 10’daki randevu için  tekrar üniversiteye geldiklerinde hasta hemen içeri alınıyor da, bir türlü çıkmak bilmiyor. Arada arıza falan olduğu söyleniyor. Hasta yakınları sık sık hastanın yanına gidip durumuna bakıyorlar ve saat 15.15 gibi çekim işlemi tamamlanıyor. Sonra hep birlikte kafeteryaya gidilip kahve içiliyor ve de çekim sonuçları için poliklinikten sıra alınıp bekleniyor. Kısa sürede de sıra geliyor ama kıyamet de o zaman kopuyor.
İçeri girip de bayan doktora “efendim pet sonucu” der demez doktor çığlıklar atmaya başlıyor.
--Çıkın çabuk. Bana radyasyon bulaştıracaksınız. Gelmeyin, çıkın…
Bu sözleri söylerken de kendini dışarı atıp uzaklaşıyor. Hasta ve yakını, hatta diğer hastalar arkalarından bakıp kalıyorlar.
*
Sevgili okuyucu, pet çekimi sonrası hastanın diğer insanlarla teması sakıncalı olabilir elbette. Ama bunu herkes bilemez ki… Üstelik yüzlerce kişinin oturup dinlendiği, hatta oturulacak masa bulmakta zorluk çekilen o kafeteryada bile pet çekimi sonrası pek çok hastayı gördüm. Kuyruklara girenler vardı…
Polikliniğin bekleme salonunda da en az elli kişi oturup sıra bekliyordu ve o insanlardan orada da vardı.
Dahasını da söyleyeyim; poliklinik için sıra alınırken kimliğe bakan sekreter “pet sonuçları için mi” diye sordu ve bize ondan sonra sıra verdi. Yani hiç kimse bu çekim sonrası hastanın tecrit edilmesi gerektiğini söylemedi.
Tartışma sonrası hasta utançla çıktı ama yakını orada kaldı ve doktoru bekledi. Gelince de tartışma başladı.
“Yaptığınız çok kaba bir hareketti. Bir doktora yakışmadı.”
“Gelmemeniz gerekirdi. Ya ben hamile olsaydım?...”
Sesler yükselmeye başladı.
“Arkadaşım, burası onkoloji bölümü. Bizi de kimse uyarmadı.”
“Bana arkadaşım diyemezsin. Doktor Hanım diyeceksin.”
Sen de bana beyefendi diyeceksin. Bizler 75 yaşında insanlarız. Çocuk gibi azarlayamazsın.”
“Size söyleneni anlasaydınız.”
“Bizi kimse uyarmadı. Size de doktor demeyeceğim. Bırakınız bu bölümde olmayı siz hiçbir bölümde doktorluk yapmamalısınız. Çünkü belli ki, insanları sevmiyorsunuz…”
Bu tartışma hasta yakının dışarı çıkmasıyla sonuçlandı. 
Zamanında bazı doktorlara şiddet uygulandığında üzülüp yazılar yazmıştım. Hatta bazı devlet büyüklerimiz “defolup gitsinler” deyince de çok üzülmüştüm. Saygıdeğer doktorlarımızın affına sığınıyorum. Ama bu bayan doktor davranışlarıyla o bembeyaz mesleğe yakışmadı. Beni  böyle bir yazı yazmak zorunda bıraktığı için de fevkalade üzgünüm.
Tanık olduğum güzel olaylar da var. Yeri geldikçe onlardan da söz edeceğim.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.