BİLDİĞİMİZ CEHENNEMİN KONFORU

İnsan bazen kendisini yakan ateşten değil, o ateşte nasıl yanacağını bildiği için vazgeçemez. İlk bakışta tuhaf geliyor. İnsan neden kendisine iyi gelmeyen bir hayatın içinde kalır? Neden aynı döngülere, aynı hayal kırıklıklarına, aynı yanlışlara tekrar tekrar döner? Belki de çünkü cehennem her zaman ateş değildir. Cehennem bazen bir düzendir. Kurallarını bildiğimiz, içinde nasıl davranacağımızı öğrendiğimiz, nerede susacağımızı, neye dayanacağımızı, ne zaman mücadele edeceğimizi ezberlediğimiz bir düzen… Canımızı acıtır ama yabancı değildir. İnsan için tanıdık olan her zaman iyi değildir; fakat çoğu zaman güvenliymiş gibi gelir.

Yıllarca herkesi memnun etmeye çalışan biri için “hayır” demek kolay değildir. Sürekli mücadele eden biri, hayat sakinleştiğinde huzur yerine boşluk hissedebilir. Her şeyi kontrol etmeye alışan biri, kontrol edemediği şeyleri tehdit olarak görebilir. Çünkü bazı insanlar mücadele etmeyi öğrenmiştir; huzurda yaşamayı değil. İnsan bazen mutsuz olduğu için değil, başka türlü yaşamayı bilmediği için aynı yerde kalır. Belki de bu yüzden hayatımızda değiştirmek istediğimiz bazı şeylere rağmen, onları değiştirecek ilk adımı atmakta zorlanırız. Çünkü bilinmeyen bir hayatın ihtimali, bildiğimiz acıdan daha ürkütücü gelebilir.

Bir de “Ben böyleyim” cümlesi var. “Ben böyle severim, ben böyle çalışırım, ben böyle tepki veririm, ben böyle insanım…” Peki gerçekten böyle miyiz, yoksa yıllardır böyle mi yaşıyoruz? Çünkü bazı davranışlarımız karakterimiz değil, tekrarlarımızdır. Tekrar edilen her şey de zamanla kimliğimizmiş gibi görünür. Belki değişimin ilk cümlesi “Ben böyleyim” değil, “Ben bugüne kadar böyleydim” olmalı. Çünkü insanın geçmişte yaptığı her şey, gelecekte yapmak zorunda olduğu şey değildir.

Hayatımızı değiştirmek için işimizi, çevremizi, şehrimizi, hatta hayatımızdaki insanları değiştirebiliriz. Fakat kendimizi değiştirmiyorsak yalnızca dekor değişir. Adres değişir, hayat değişmez. Şahıslar değişir, hikâye aynı kalır. Hep aynı hayal kırıklığı, aynı yalnızlık, aynı çatışma, aynı “Neden hep benim başıma geliyor?” sorusu… Belki de bazen soruyu değiştirmek gerekir: “Ben bu hikâyenin neresindeyim?” Kendi payını görmek suçlu olmak değildir. Tam tersine, insanın kendi hayatının direksiyonuna yeniden geçmesidir. Çünkü bütün enkazı başkasının üzerine yıkmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; fakat bütün sorun dışarıdaysa, bizim değiştirebileceğimiz hiçbir şey kalmaz.

Geçmiş de bazen bugünün önüne geçer. Yaşadıklarımız bize yol gösterebilir ama bugünün insanlarının, olaylarının ve niyetlerinin yerine karar veremez. Geçmişte yaşadığımız bir hayal kırıklığı, bugün karşımıza çıkan her benzer durumda aynı sonucun yaşanacağı anlamına gelmez. Birini geçmişimizdeki birine benzetmek, onu tanımak değildir; bazen yalnızca eski korkularımıza yeni bir yüz vermektir. İnsan geçmişinden kaçarken bile onu yanında taşıyabilir. Hatta bazen geçmişini yaşamaz; geçmişinin kendisi adına seçtiği hayatı yaşar. Oysa herkesin hikâyesi yeniden yazılabilir.

Üstelik hayatımızdaki her şeyin sorumlusu da biz değiliz. Bize yapılan haksızlıklar, seçmediğimiz kayıplar, kötü şartlar var. Her enkazı kendimiz yaratmıyoruz. Fakat bize ait olmayan yükleri taşımak zorunda olmadığımız gibi, bize ait olan kısmı da başkasına bırakamayız. Farkındalık biraz da burada başlıyor. Kendimize acımasızca suçlu aramak yerine, kendi payımıza bakabilmekte… Çünkü insan kendi payını gördüğü anda küçülmez; aksine, değiştirebileceği bir alan olduğunu fark eder.

Sevgi bile herkes için aynı görünmez. Birinin sevgi diye verdiği şey, diğerinin omzunda yük olabilir. Birinin “Seni koruyorum” dediği yerde diğeri “Bana güven” diyebilir. Birinin fedakârlığı, diğerinin borçluluk duygusuna dönüşebilir. Çünkü sevgi yalnızca vermek değildir; verdiğimiz şeyin karşımızdaki insanda neye dönüştüğünü görebilmektir. Bu yalnızca ilişkiler için değil; ailede, dostlukta, iş hayatında, hayatın her alanında böyledir. Bazen iyi niyetle yaptığımız bir şeyin, karşımızdaki için aynı anlamı taşımadığını kabul etmek de bir olgunluk biçimidir.

Belki mesele yalnızca bize ne yapıldığı değildir; bize yapılanlardan sonra neyi tekrar etmeye devam ettiğimizdir. İnsan hayatını değiştirmek isteyebilir ama hayatını değiştirecek davranışları değiştirmek istemeyebilir. İşte o zaman yıllar geçer, insanlar değişir, şartlar değişir ama hikâye değişmez. Bir gün insan dönüp baktığında, kader sandığı şeyin bir kısmının belki de alışkanlıklarından ibaret olduğunu fark edebilir.

Peki çıkış nerede? Bunun herkes için aynı cevabı yok. Kiminin çıkış kapısında “Hayır” yazıyordur, kimininkinde “Yardım istiyorum”, bir başkasında “Bunu artık taşımıyorum.” Belki bir başkasının kapısında ise “Yanılmış olabilirim” yazıyordur. Fakat bütün bu kapıların önünde aynı anahtar durur: farkındalık. Hayatımızda tekrar eden şeylere bakmak, insanlar değiştiği halde neden bazı sonuçların değişmediğini sormak, “Ben böyleyim” dediğimiz kaç şeyin aslında yalnızca alışkanlık olduğunu görmek ve en önemlisi kendimize dürüstçe şu soruyu sormak: “Ben gerçekten burada kalmak istiyor muyum, yoksa sadece burayı çok iyi mi biliyorum?”

Cevap her zaman hemen gelmeyebilir. Belki de gelmemeli. Bazı sorular cevap vermek için değil, insanın içinde bir kapı açmak için vardır. Fakat fark ettiğimiz şeyi değiştirmeye cesaret ettiğimiz gün dönüşüm başlar. Bazen bir sınır koyarak, bazen “hayır” diyerek, bazen yardım isteyerek, bazen bırakmayı öğrenerek… Bazen de yıllardır söylediğimiz “Ben böyleyim” cümlesinin sonuna iki kelime ekleyerek: “Ama değişebilirim.”

Hepimizin bildiği bir cehennem olabilir. Fakat hiç kimse ömrünün geri kalanını orada geçirmek zorunda değil. Geçmişimiz bize ne yaşadığımızı anlatabilir; bundan sonra nerede yaşayacağımıza karar veremez. Belki cennetin kapısı sandığımız kadar uzakta değildir. Belki sadece yıllardır sırtımızda taşıdığımız eski hayatla o kapıya yürümeye çalışıyoruzdur. Oysa bazı yükler yere bırakılmadan yeni bir hayata başlanmaz.

Belki insanın kendisine sorabileceği en cesur soru da budur: “Ben gerçekten başka bir hayat istiyor muyum?” Eğer cevap evetse, her şeyi bugün değiştirmek zorunda değiliz. Bir adım yeter. Çünkü hayat bazen büyük kararlarla değil, kendimize söylediğimiz küçük ama dürüst bir cümleyle değişir: “Ben böyle yaşamak zorunda değilim.”

Ve belki insanın hayatındaki en büyük dönüşüm, bildiği acıya sırtını dönüp henüz bilmediği iyiliğe doğru ilk adımı attığı gün başlar. Çünkü bazen yeni bir hayat kurmak, önce eskisine ait olmadığımızı kabul etmekle başlar.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.