Aynı fikirde olmak mı önemli, yoksa farklı fikirlere saygı duyabilmek mi?
Bazı insanlar ilişkilerinde aynı fikirde olmayı neredeyse vazgeçilmez bir kriter olarak görüyor. Aynı şeyleri düşünmek, aynı şeylerden hoşlanmak, olaylara aynı yerden bakmak… Sanki bir ilişkinin iyi ilerleyebilmesi için iki kişinin birbirine benzemesi gerekiyormuş gibi.
Bu bana açıkçası çok ilginç geliyor.
Sanırım burada gözden kaçan bir şey var.
İlişkilerde farklı görüşlerin aslında çok kritik bir yeri var ve bu farklılıklar ilişkiyi her zaman olumsuz etkilemiyor. Aksine iki insan; düşüncelerini, zevklerini, duygularını ve hayata bakışını birbirine açıkça ifade edebiliyor, bunları zorla kabul ettirme çabasına girmiyorsa bence bu, o ilişkinin sağlıklı ilerleyebileceğinin önemli bir göstergesi.
Elbette bu, ancak karşılıklıysa mümkün.
Hani anlaşılmanın çok kıymetli olduğunu söylüyoruz ya… Peki anlaşılmak, her söylediğimizin onaylanması mı demek gerçekten?
Karşımızdaki bizimle aynı fikirde değilse bizi anlamamış mı oluyor?
Bize hak vermiyorsa bizi dinlememiş mi sayılıyor?
Bizim gibi düşünmüyorsa artık birbirimize uzak mıyız?
Belki de anlaşılmayı onaylanmakla fazla karıştırıyoruzdur, ne dersin?
Oysa bir insan seni anlayabilir ama sana katılmayabilir. Neler hissettiğini görebilir ama verdiğin kararı doğru bulmayabilir. Düşüncene saygı duyabilir ama aynı düşünceyi benimsemeyebilir.
Anlamak başka, onaylamak başka; kabul etmek ise bambaşka bir şey.
“Her şey zıddıyla kaimdir.” sözünü çok severim. Bir şeyin var olabilmek ve anlaşılabilmek için zıddına ihtiyaç duyduğunu anlatır. Hayatın bunun üzerine kurulmuş bir dengesi var gerçekten. Gece olmasa gündüzü, karanlık olmasa aydınlığı, sessizlik olmasa sesi aynı şekilde anlayabilir miydik?
Elbette hayır.
Farklılık hayatın dengesini bozmaz; o dengeyi görünür kılar.
Peki konu insan ilişkilerine geldiğinde neden farklılığı bu kadar kolay tehdit olarak algılıyoruz?
Çünkü karşımızdaki bizden farklı düşündüğünde yalnızca onun fikrini duymuyoruz. Bazen o fikrin içine başka anlamlar yerleştiriyoruz:
“Beni önemsemiyor.”
“Bana değer verseydi böyle düşünmezdi.”
“Beni gerçekten sevseydi benim tarafımda olurdu.”
“Benim gibi bakmıyorsa beni anlamıyor.”
İşte tam da burada mesele, fikir ayrılığı olmaktan çıkıyor. Karşımızdakinin düşüncesini değiştirmeye, onu ikna etmeye, kendimize benzetmeye çalışıyoruz. Hatta bazen sevgimizi, ilgimizi ve yakınlığımızı fark etmeden bir ödül gibi kullanıyoruz.
Bizim gibi düşündüğünde yaklaşıyor, farklı düşündüğünde uzaklaşıyoruz.
Sonra da ilişkilerimizi farklılıkların yorduğunu sanıyoruz.
Oysa ilişkilerin gizli faili çoğu zaman farklılıklar değil, değiştirme çabasıdır.
Karşımızdakinin düşüncelerini, davranışlarını, hislerini, zevklerini, hatta olaylar karşısında verdiği tepkileri bile yönetmek istiyoruz. Bunu bazen onun iyiliği için yaptığımızı söylüyoruz.
Fakat adına ne dersek diyelim, değiştirmeye çalıştığımız kişiye verdiğimiz asıl mesaj çoğu zaman şudur:
“Olduğun hâlin bana yetmiyor.”
Şimdi bir an dur ve düşün…
Her hâlinle kabul edilmek; yargılanmadan, dışlanmadan, daha az sevilme kaygısı taşımadan varlığını gösterebilmek güzel olurdu, değil mi?
Ne hafif bir yaşam olurdu bu.
Peki sen aynı hafifliği bir başkasına verebilir misin gerçekten?
Anneni, babanı, kardeşini, partnerini, arkadaşını, patronunu, iş arkadaşını, taksiciyi, marketteki kasiyeri… Senin beklediğin gibi biri değilse onu olduğu yerde bırakabilir misin? Onu hemen düzeltmeden, ikna etmeye çalışmadan, fikrini küçümsemeden dinleyebilir misin?
Onaylamak zorunda değilsin.
Hak vermek zorunda değilsin.
Sevmek zorunda hiç değilsin.
Onu olduğu hâliyle kabul edebilir misin?
Burada kabul etmek; sana zarar veren davranışlara sessiz kalmak, sınırlarını kaldırmak ya da her şeye katlanmak demek değildir. Bir davranışı kabul etmeyebilir, mesafe koyabilir, hatta bir ilişkiyi bitirebilirsin. Fakat yine de karşındaki insanın senin istediğin kişiye dönüşmek zorunda olmadığını görebilirsin.
Çünkü sınır koymak, karşındakini değiştirmeye çalışmak değildir. Sınır koymak; onun ne yapacağına değil, senin neyin içinde kalıp kalmayacağına karar vermektir.
Belki de ilişkilerde asıl mesele aynı fikirde olmak değil; farklı fikirlerle karşılaştığımızda sevgimizi, saygımızı ve kendimizi kaybetmeden orada kalabilmektir.
Bir insanla aynı yöne bakma fikri güzel gelse de inan bana, aynı şeyi görmek o kadar da basit değil.
Bazen sağlıklı bir ilişki, iki kişinin aynı cümleyi kurmasıyla değil; birbirinden farklı iki cümlenin şefkat ve saygıyla aynı odada dolaşabilmesiyle kendini belli eder.
Hatırla istedim.
Sevgiler,
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.