Çocukken izin almak ya da bir yetişkin tarafından güvenliğimiz için uyarılmak, yönlendirilmek, büyümenin doğal bir parçasıdır. Makul durumlarda tabii ki. :)
2-4 yaş arası yaptıklarımızı yüksek sesle tekrarlamaya başlarız. Sonra dışarıdan duyulan bu ses yavaşça kısılır; fakat zihnimizde konuşmaya devam eder. İç sesimiz işte böyle oluşur. Biz büyürüz ve o iç sesle hayatımıza devam ederiz.
Bu sesin üç hammaddesi vardır ve süreç kabaca şöyle ilerler:
Dış dünyadan malzemeyi alırız; mizacımız onu nasıl hissedeceğimizi, zihnimiz ise nasıl yorumlayacağımızı belirler.
Eleştirel ve yargılayıcı ebeveynlerle ya da otorite figürleriyle büyüdüysen ne olur? Büyük ihtimalle benzer bir iç ses geliştirirsin. Bu ses de hayatını ve kararlarını tahmin ettiğinden çok daha fazla etkiler.
Yani zihninde izin aldığın ya da seni sürekli engelleyen görünmez bir makam vardır; fakat o koltukta oturan sen değilsindir.
Yok öyle hemen umutsuzluğa düşmek! İyi haberlerim de var. :)
Yetişkinlikte o sesin nasıl konuşmaya devam edeceğine biz karar verebiliriz.
O zaman gel, bunu neden değiştirmen gerektiğini kendi üslubumla anlatayım sana.
Her şeyden önce öz güvenini, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi ellerinle yerle bir edebilirsin mesela. İş hayatında hiç kimse sana beceriksiz olduğunu söylemediği hâlde, sanki herkes böyle düşünüyormuş gibi hissederek giderek silik birine dönüşebilirsin.
Sürekli aksilik bekleyen o kaygılı kişi olup çıkıverirsin maazallah. Çünkü o görünmez makam sana seslenip durur.
Tam harekete geçecekken, “Otur oturduğun yerde, daha hazır değilsin,” diyebilir mesela. Üstelik hazır olmak ancak yolda olmakla mümkünken…
Çalıştın, çabaladın, bir şeyler başardın; o ses yine ortaya çıktı:
“Bunu herkes yapar, büyütülecek bir şey değil.”
Al işte! Kaçtı mı bütün hevesin? Gölgelendi mi gülümsemen? Başarının tadına bile varamadan sıradaki hedefe koşmaya başladın mı, iki gözümün çiçeği?
İnsansın ya… Bir yola çıktın ve bir şeyler ters gitti diyelim. Bu uğurda para kaybettin, zaman kaybettin ya da bir insanı kaybettin. Gerçi bence kaybetmek yok; sana ait olmayanla vedalaşmak var ama konumuz bu değil.
Bunlar yaşandı ve biz adına “hata” dedik. Buraya kadar her şey normal. Fakat görünmez makamın sesi, yaptığın hataların senin kimliğin olduğunu fısıldamaya başladıysa ve sen de bunu kabul etmeye dünden razıysan geçmiş olsun.
“Sen zaten beceriksizin tekisin!”
“Elinden hiçbir halt gelmiyor!”
Bunları duyduğunda, “Bir dakika! Ben o kadar şeyin üstesinden geldim. Bu ne şimdi?” diye karşılık vermeyi öğ-ren-me-li-sin.
Evet, kendi kendine!
O görünmez makama bizzat geçmemenin dahası da var.
Belki ilişkilerin zedelenecek. “Mesajıma dönmedi, artık beni önemsemiyor,” cümlesi, karşındakine olan inancını kemirecek. Belki de yalnızca işi olduğu için mesajına dönemeyen birinden, tamamen kendi zihninde yarattığın bir nedenle uzaklaşmaya başlayacaksın.
“Hayır deme, çok ayıp,” diyen ses yüzünden kendinden ödün verip duracaksın. Ya da hayır deyip suçluluk duygusuyla baş başa kalacaksın. Hangisi daha iyi, bilemedim.
“Aman, zaten seni seçmezler,” diyen o ses yüzünden pek çok fırsatı kaçıracak; telefonda ekranı kaydırmaya devam ederek kendi kafana sıkacaksın.
Velhasıl, o hayaletin peşinden giderken kendini unutup yalnızca dış dünyayı mutlu etmeye çalışan biri olarak kalacaksın…
“Peki, ne yapabilirim?” dediğini ümit ederek devam ediyorum.
Önce o sesi fark et:
“Bu işi kesin beceremeyeceksin.”
Ardından kendine sor:
“Bu bir gerçek mi, yoksa yalnızca bir yorum mu?”
Unutma, düşünce bir kanıt değildir. Bu düşünceye inanıyorsan daha önce becerebildiğin şeyleri hatırla. Var mı? Bir düşün bakalım.
Sonra kaynağını sorgula:
“Bu ses gerçekten bana mı ait, yoksa geçmişte bana sıkça söylenen bir şeyi mi tekrarlıyorum?”
Kesin ifadeleri yumuşat. “Kesin rezil olacaksın,” diyen sese, “Heyecanlıyım ama yine de yapabilirim,” diye cevap vermeyi dene.
“Yeterli değilsin ki,” cümlesini duyduğunda kendinle, gerçek bir dostunla konuşur gibi konuş:
“Şu an zorlanıyorum ama bu, yetersiz olduğum anlamına gelmez.”
Hatanla kimliğini birbirinden ayır. “Sen beceriksiz bir insansın,” diyen ses yükseldiğinde, “Bu sefer istediğim gibi olmadı,” diye karşılık vermek de bir seçenek. Bunu unutma.
Amaç, iç sesini tamamen susturmak değil; onun söylediği her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmemeyi öğrenmektir.
Bunları bilinçli olarak yapmaya başladığında kendinle kurduğun ilişki de daha dostane bir hâle gelecek.
Umarım hayatındaki görünmeyen ama fazlasıyla etkili ve yetkili bu makamın artık farkındasındır. Bundan sonrası senin iradene kalmış.
Çocukluğundan beri zihninde taşıdığın; el iyisi, seni yargılayan, eleştiren, bir şeylerden sürekli alıkoyan ya da istemediğin şeyleri yaptıran o sesi, kendi varlığının en yüksek makamında ağırlamaya devam mı edeceksin? Yoksa “Ben geldim, artık sana ihtiyacım kalmadı,” deyip onu emekli mi edeceksin?
Bence o görünmez koltuğa bizzat oturmanın tam vaktidir.
Ha, bu arada, onu yolcu ederken sakın mahcup olma. Nezaketen bir selam vermen yeter. Çünkü tazminatını peşinen ve fazlasıyla ödedin.
Hatırlatmak istedim.
Sevgiler,
Didar



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.