Hayal kırıklığına uğramak...
Ne çok şey ifade ediyor, değil mi?
Her insan kendi sözlüğünden bilir bu durumun nasıl bir şey olduğunu.
"Güvenmek" kelimesi artık sana eskisi kadar iyi hissettirmez. Başlarsın insanlara karşı daha temkinli davranmaya; sebepli ya da sebepsiz.
Kendini suçlarsın ve sık sık "Ne kadar da aptalım!" diye söylenirken bulursun. Ya da "Ben bunu hak edecek ne yaptım?" diye sorarsın.
Ah, o iç ses... Bir düğmesi olsa da susturabilsek.
Özgüvenin; zaten düz dursun diye kısa bacağını bir parça mukavvayla desteklediğin o masaydı. Yaşadığın hayal kırıklığı ise o mukavvayı eriten sağanağı da beraberinde getirmişti.
İtiraf et.
Geriye, bırak üzerine bir bardak su koymayı, kendi ağırlığını bile taşıyamayan bir hurda kalmadı mı?
Gündüzleri hayatın telaşıyla zaman bir şekilde akıp gider de gece olup kendinle baş başa kalınca başlar asıl hesaplaşma.
Zihninden geçen düşünceler... Kaygılı bir beden... Yaşadığın tek bir hayal kırıklığı yüzünden koca hayata karşı duyduğun umutsuzluk... Duygularını bastırma çabaları... Aşırı sorgulama... Şüphecilik... Hayal kurmaktan korkmak... Bu durumun getirdiği kararsızlıklar...
Daha sayayım mı?
Elini kaldırmak istemezsin. Dünyada bir başına kalmış gibi hissedersin.
Zamanla en sevdiklerin bile ağır gelir; tokken midenin almadığı o en sevdiğin yemek misali. Çünkü hissettiklerin o kadar yoğundur ki, içinde sevgiye bile yer kalmamıştır.
Usulca uzaklaşırsın insanlardan. Sonra günler birbirine karışır. Uyuyor musundur, uyanık mısındır; bazen sen bile ayırt edemezsin.
Nasıl, okurken bir şeyler çağrıştırdı mı?
Belki çok eskilerden, belki de tam şu an içinde bulunduğun durumdan tanıdık gelen bir şeyler vardır.
Cevabın her ne olursa olsun, asıl sorumu şimdi soruyorum.
Sence tüm bunları yaşamanın nedeni ne?
Hiç gözünü yaşadığın olaydan çekip bunu düşündün mü?
Yardımcı olayım sevgili duygudaşım;
Asıl mesele hep bir şeyler zannetmen!
Emeklerinin karşılığını alacağını zannedersin. İyi niyetinin fark edileceğini, dürüstlüğünün karşılık bulacağını, herkesin senin kadar vicdanlı olduğunu zannedersin.
Sessiz kalınca anlaşılacağını, çok seversen sevileceğini, fedakârlık ettikçe kıymetinin artacağını, affettikçe her şeyin düzeleceğini zannedersin.
Zamanın her yarayı kapatacağını, başarının bütün eksiklerini örteceğini, kontrolün hep sende olduğunu zannedersin.
O okulu bitirince, işe girince, o kasabaya taşınınca, o kişiyle evlenince ya da sana öğretilmiş sıradaki hedef her neyse onu gerçekleştirince mutlu olacağını zannedersin.
Yani zannedersin de zannedersin...
İşte o zanlara ne kadar inanırsan, o kadar büyürler. Ne kadar büyürlerse, o kadar büyük hayal kırıklıkları yaratırlar.
İnan bana; gerçek bu kadar da ağır bir şey değil.
Gerçek, bence bir sonuçtur.
Oldu ya da olmadı kadar net ve ibaret.
Geriye kalan ise senin zannetmelerinin halt yemesidir.
İşte bunu kabul etmesi zordur insana.
Ez cümle;
Seni en çok gerçek değil; o gerçeğin üzerine örttüğün ve sadece sana ait olan zan perdesinin arkasından bakmak yorar.
Dünyanın sonu zannettiğin hayal kırıklığı da o zan perdesinin aradan kalkmasından başka bir şey değildir.
Hatırla istedim.
Sevgiler,
Didar


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.