Hiç eski bir fotoğrafını bulup, bakarken dalıp gittiğin oldu mu ?
Yaş 16. Fotoğraf Kars’ta yaşadığım mahalledeki eski bir Rus binasının önünde çekilmiş. Bolca ayak izimin olduğu kaldırımda beni büyüten halamın omuzuna elimi atmışım. İkimizde gülümsemişiz. Her şey çok tanıdık, o anı ,havayı , hatta fotoğrafı çeken arkadaşımı bile anımsadım. Gülümsedim önce çünkü halamı görmek beni hep gülümsetir.
Bu bir kaç dakika sürdü sürmedi gözlerimin dolduğunu fark ettim. Yanakları pembe, teni canlı, gür saçlı, yaz mevsimi mutlusu o kıza takıldı gözüm. Hani dirseğini bir yere çarptığında elektrik çarpmış gibi olur ya işte onu kalbimde hissettim. Baka kaldım.
Kimdi bu yabancı ?
Bendim ama değildim de ...
Tam olarak kendine yabancılaşmak ne demek o an idrak ettim. Hayallerini inci kolye misali kendi elleriyle ipe dizen ve boynunda taşıyan kız nerede şimdi ?
Büyümek dedikleri şey, o ipin kopması mıydı yoksa her inci başka bir zamanın, başka bir mecburiyetin, başka bir insanın önüne düşmüş de ben toplamak için hiç eğilmemiş miydim?
İnsan bir sabah değişmiş olarak uyanmıyor tabi ki .
Aradaki zamanı, hayatının merkezine koyduğu başka başka gündemlerin etrafında pervane olmakla geçirdiği için fark edemiyor sadece. O gündemlerin ana kahramanı kendisi değilken üstelik.
Yolu hasbelkader kendine düşerse önce gençliğin heyecanıyla attığı “Asla böyle bir insan olmayacağım!” naralarını, “Bu benim en sevdiğim yanım.” diye göğsünü gere gere anlattığı özelliklerini görüyor o fotoğrafta. Sonra da her gün azar azar ertelediği heveslerini, üç beş günde bir yutmaya başladığı cümlelerini…
Yani her an zerre sanarak verdiği ödünlerin nasılda damlaya damlaya bir ömre dönüştüğünü.
Peki, senin eski bir fotoğrafındaki insan bugün karşına otursa ne söylerdi? Seni anlayışla mı dinlerdi, yoksa gözlerinin içine bakıp sessizce şu soruyu mu sorardı:
“Beni tam olarak ne zaman geride bıraktın?”
Belki bu sorunun kesin bir cevabı yok. Çünkü insan kendini tek bir yerde bırakmıyor ki her yerde kendinden küçük bir parça bırakıyor.
Öyleyse kendine döneceğin yolu da büyük kararlarla arama. Uzun zamandır ertelediğin küçük bir hevesinin peşinden git mesela.
Sırf birileri hoşnut olsun diye razı geldiğin şeylerden birine kibarca “Hayır.” De ya da.
Bir zamanlar çok sevdiğin ve şimdilerde özlediğin bir özelliğini hatırla ve onu yeniden hayatına davet et. Koşarak değil belki ama mutlaka ve bebek adımlarıyla.
Eski fotoğrafındaki haline zamanında verdiğin bütün sözleri tutamayabilirsin. Zaten mesele yeniden o olmak da değil. Mesele, bugün olduğun insanın içinde ona bir yer açmak.
Çünkü bazı fotoğraflar geçmişi hatırlatmak için değil, kendimize dönüş yolunu göstermek için çıkar karşımıza.
Şimdi bir kez daha bak o fotoğrafa…
Aslında karşındaki bir yabancı değil;
Uzun zamandır yolunu gözleyen sensin.
Hatırla istedim
Sevgiler
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.