Yapay zekayla ilgili konuşurken genellikle ne kadar hızlı olduğunu, kaç işi birden yapabildiğini, hangi meslekleri ortadan kaldıracağını tartışıyoruz. Hız, kolaylık, pratiklik tamam tüm bunlar güzel de bu olağanüstü yeteneğin kaynağı ne?
İnsanlığın yıllar boyunca biriktirdiği bilgiler.
Yani; bir yazarın kitabı, bilim insanlarının araştırmaları, bir akademisyenin makalesi ya da bir düşünürün ortaya attığı fikir… Yapay zekanın önündeki devasa bilgi havuzunun parçaları bunlar. Sistem bunları tarıyor, işliyor, birbirleriyle ilişkilendiriyor ve önümüze yeniymiş gibi bir sonuç koyuyor.
İlk bakışta hemen “telif hakkı” mevzusu akla gelebilir ama birde şu açıdan bakalım; birinin fikri, başkasının üretiminin parçası haline gelebiliyorsa, o başkası, kendine yepyeni bir şey üretmek için neden çabalasın ki? Saniyeler içinde işleyen, dönüştüren ve sahibinden kopmuş şekilde yeniden dolaşıma koyabilen bir sistem var.
Bunun uzun vadede yaratacağı en büyük sorun ise “yeni fikir üretme isteğinin azalması”olacak; telif davaları değil.
Çünkü bilgi kendiliğinden çoğalamaz. Birilerinin merak etmesi, araştırması, belki önce yanılması ve sonra da tekrar denemesi gerekiyor. Yani bilimsel bilgiyi elde etme yolunda bilimin aşamaları. İnsanların tüm bu adımlarla ürettiği fikirler yapay zekanın hammaddesine dönüşürken, bu emeğin karşılığının verilmemesi zamanla yeni fikir üretme isteğini de azaltabilir.
Sonuçta dünyanın en hızlı bilgisayarı bile olsa yeni bir fikir düşünemez. Yapay zeka da ne kadar gelişirse gelişsin, yeni bilgiyi kendisi var edemez. Her zaman insanların ürettiği bilgiye ihtiyaç duyar.
O yüzden şimdilerde yapay zekanın geleceğinden önce, insanın “üretme isteğinin” geleceğini düşünsek daha iyi olur bence.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.