Bir güzel insan daha aramızdan ayrıldı: İoanna Kuçuradi.
O “hocaların hocası” denilen isimlerdendi. Ömrünü insanı anlamaya, insan haklarına, etiğe ve “insanın değerini” anlatmaya adadı.
İnsan nedir? İnsanın değeri nedir? Bir insanın hakkını korumak, aslında neyi korumaktır?
Kuçuradi Hoca bu soruların peşinden yıllarca gitti. Felsefeyi yalnızca üniversite sıralarında, kitaplarda kalan bir alan olmaktan çıkarıp hayatın tam ortasına taşıdı. Türkiye Felsefe Kurumu’ndaki çalışmalarından derslerine, kitaplarından konuşmalarına kadar hep, insan hakkında konuşmadan önce, “insanı anlamaya çalışmak” gerektiğini savundu.
Çabuk hüküm vermeye fazlasıyla alıştık. İnsanları kolayca sınıflandırıyor, birini dinlemeden haklı ya da haksız ilan edebiliyoruz. Bazen bir kimlik, bir görüş ya da bir aidiyet, karşımızdaki insanın kendisinden daha önemli hale geliyor. Düşünmek yerine kanaat sahibi olmayı, sorgulamak yerine kesin konuşmayı tercih ediyoruz.
Tam da böyle bir zamanda Kuçuradi Hoca’nın kaybı daha da büyük bir eksiklik oldu. Onun varlığı, bu ülkede hala insanı, hakkı, etiği ve adaleti ciddiye alan bir düşüncenin bulunduğunu hatırlatıyordu.
Ardında kitapları, öğrencileri ve herkesi bir parça düşünmeye sevk eden soruları kaldı. Adının anlamının “Tanrı’nın lütfu” olduğunu öğrendiğimde, bu ismin ona ne kadar yakıştığını düşündüm. Türkiye’nin düşünce hayatına gerçekten bir lütuf gibi değen bir ömür bıraktı.
İoanna Kuçuradi gibi insanların bu ülkede var olduğunu bilmek bile insana güç veriyordu. Ne kadar zor zamanlardan geçersek geçelim; insanı, hakkı ve adaleti hatırlatan bir sesin hala var olduğunu bilmek önemliydi.Artık o sesten mahrum kaldık.
Saygıyla, minnetle…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.