• 14 Ekim 2026, Çarşamba

Susturmak mı, Anlamak mı?

Yangın alarmının sesini herhalde hiçbirimiz sevmeyiz. Rahatsız edicidir, insanı irkiltir. Ama sırf kulağımızı tırmalıyor diye onu duvardan söküp atmayız değil mi? Biliriz ki orada olmasının bir sebebi var.

İçimizde bir yerlerde beliren duygularımız da böyle işte.

Öfkelendiğimizde bir sınırımızın aşıldığını anlarız. Kaygı yükseldiğinde zihnimizin bizi koruma telaşını görürüz. Kıskançlık bile aslında kaybetmekten korktuğumuz şeyin altını çizer.

Biz ise genelde tam tersini yapıyoruz. Üzüldüğümüzde "hemen toparlanmam lazım" telaşına düşüyor, öfkelendiğimizde o duyguyu bastırmaya çalışıyoruz. Rahatsız eden her hissi hemen kapı dışarı etmek istiyoruz.

Bizler şunu unutuyoruz aslında; her alarm çaldığında yangın çıkmış demek değildir ki. Belki sadece toz kaçmıştır. Yani kaygılanmamız kesin bir tehlikede olduğumuzu, öfkelenmemiz de illa haklı olduğumuzu göstermez.

Duygular sadece haber getirir. O haberi okumak, tartmak, ne yapacağına karar vererek davranışımızı şekillendirmek de bize kalır.

Peki, hissettiğimiz her duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine biraz olsun anlamaya çalışsak ne olur? Durup kendimize “Şu an bana ne oluyor?” diye sormak bile fark etmediğimiz bir detayı görmemizi sağlayabilir.

Kaldı ki, her duyguyu sevmek ya da her zaman iyi olmak zorunda değiliz. Ama içimizde olup biteni anlamaya çalışabiliriz. Zira dinlemediğimiz duygular öyle “nasılsa beni dinleyen yok” deyip  sessizce çekip gitmez. Seslerini biraz daha yükseltip, yeri geldiğinde, kendilerini yeniden hatırlatırlar. Ve bazen onları zamanında dinlememenin bedeli, ilk duyduğumuzdaki rahatsızlıktan çok daha ağır olabilir.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.