Geçtiğimiz yazıda 2026 Kış Olimpiyatları’nı konuştuk; şimdi ise olimpiyatların nasıl doğup bugünlere geldiğine bakacağız. Neymiş bu olimpiyat meselesi? Nereden çıkmış? Aslında neyi temsil ediyor?
Dünyanın dört bir yanındaki insanlar binlerce yıldır aynı soruların peşinde: Kim daha hızlı koşar, kim daha yükseğe sıçrar, kim sınırlarını en çok zorlar? Olimpiyatlar, bu bitmeyen merakın ve rekabetin sahnelendiği en eski arenadır. Öte yandan olimpiyatlar yalnızca bir spor organizasyonu da değildir; savaşların durup düşmanların yan yana geldiği, milliyetlerin değil insan olmanın öne çıktığı tarihsel bir barış sahnesidir.
Bu sahnenin ilk perdesi M.Ö. 776’da Antik Yunan’da açılır. Sıcak ve tozlu bir vadide yapılan tek bir koşu yarışını kazanan Yunan aşçı Koroibos, zeytin dalından yapılmış mütevazı bir çelenkle ödüllendirilir ve tarihin ilk olimpiyat şampiyonu olur. Başlangıçta tanrıların kralı Zeus’a adanan bu oyunlar, zamanla kutsal ateşkes sayesinde savaşın ortasında kısa bir insanlık molasına dönüşür. Üstelik bu kültür yalnızca Yunanlara özgü değildir; Mezopotamya, Mısır, Girit ve Anadolu’daki benzer fiziksel yarışmalarla beslenen olimpiyat fikri, farklı uygarlıkların ortak mirası olarak şekillenir.
Bu kadim fikir, yüzyıllar sonra 1896 Yaz Olimpiyatları ile modern dünyaya uyarlanarak yeniden hayat bulur ve bu organizasyon modern olimpiyatların başlangıcı olarak kabul edilir. Modern olimpiyatların ilk madalyasını kazanan isim ise Amerikalı atlet James Connolly’dir. Üç adım atlama yarışında altın madalya kazanan Connolly, üniversitesinden izin alamayınca okulunu bırakıp Atina’ya gitmiş ve böylece modern olimpiyat tarihinin ilk şampiyonu olmuştur. Onun hikâyesi, olimpiyatların yalnızca kazanmakla değil, vazgeçmemekle de ilgili olduğunu gösterir.
Olimpiyat bayrağındaki beş halka, beş kıtayı temsil eder: Avrupa, Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya. Mavi, sarı, siyah, yeşil ve kırmızı renkler ise dünyadaki tüm ulusal bayraklarda bulunan renklerin bir araya getirilmiş hâlidir. Halkaların iç içe geçmiş olması, dünyanın ancak birlikte olduğunda anlamlı ve “tam” olabileceğini simgeler. Bu evrensel sembol, modern olimpiyatların kurucusu Pierre de Coubertin tarafından tasarlanmıştır.
Modern olimpiyatların ünlü sloganı da yine Coubertin’e aittir: Citius, Altius, Fortius; yani “Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü.” 2021 yılında bu slogana bir kelime daha eklenmiştir: Communiter(Birlikte). Çünkü olimpiyatlar artık yalnızca bireysel başarıyı değil, insanlığın ortak bir değerini anlatmaktadır. Antik Yunan’dan bugüne aradan binlerce yıl geçmesine rağmen işin özü değişmemiştir: Birlikteyken daha anlamlıyız. Ancak bu ideal, tarihte olduğu gibi günümüzde de her zaman kusursuz işlemedi.
Geçmişte olimpiyat ruhuna aykırı durumlar yaşandı; bazen siyaset ağır bastı, bazen güvenlik zaafları ortaya çıktı, bazen de sporun adaleti tartışmalı hâle geldi. Bu nedenle olimpiyatlar hiçbir zaman gerçek hayatın dışında, ondan kopuk bir alan olmadı; yaşananların izini hep taşıdı. Bugün de çok farklı bir yerde değiliz: 2026 Kış Olimpiyatları sürerken, barış ve birlik söylemleri yeniden öne çıkarken, dünya gündemi bildiği gibi akmaya devam ediyor. Ama yine de herkesin aynı çizgide durduğu, aynı kurallara uyduğu o yarış anları, dünyanın kısa süreliğine de olsa, başka türlü de olabileceğini hatırlatıyor.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.