Küçük bir penguen geldi, ülkenin merkezine oturdu. Aslında görüntü, Alman yönetmen Werner Herzog’un 2007 yılında çektiği “Encounters at the End of the World” adlı belgeselinden. Viral olan görüntüdeki penguen, sürüsünden ayrılıyor ve herkesin gittiği yünün tersine, denize değil dağlara doğru yürüyor. İlk bakışta fazlasıyla cesur görünüyor; sürüye uymayan, ezberi bozan bir canlı. Peki, gerçekten öyle mi?
Yönetmen Herzog, penguenin bu davranışının doğada pek karşılığı olmadığını ve bu yürüyüşün büyük ihtimalle penguenin sadece yönünü şaşırmış olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Yani ortada bilinçli bir tercihten ziyade, bir yolundan sapma olabileceğini söylüyor.
İnsan ise sürü halinde yaşayan bir canlı. Çoğu zaman ne yapacağına, başkalarının ne yaptığına bakarak karar veriyor. Penguen de bir canlı ama insan gibi değil. Çünkü o, öleceğini bilerek yaşamıyor; öleceğini bilerek yaşayan tek canlı biziz.
Böyle olunca, penguenin yürüyüşüne baktığımızda, kendi hikâyemizi de ister istemez işin içine katıyoruz. Sürüden ayrılmak, farklı bir yol seçmek kulağa çekici geliyor. Ama aynı zamanda zor ve riskli bir tarafı da var. Aslında penguenin yaptığı şey, doğasına uygun değil. Biz ise bunu çoğu zaman kendimizden anlamlar yüklediğimiz bir cesaret hikâyesine dönüştürüyoruz.
“Into the Wild” filmi bu hisse benzer bir açıdan ele alınabilir. Sean Penn’in yönettiği, 2007 yapımı filmde ana karakter Christopher McCandless, her şeyi geride bırakıp Alaska’ya gider. Ailesi, evi ve yerleşik bir hayatı vardır; buna rağmen doğanın ortasında, terk edilmiş bir otobüste yaşamayı seçer. Film ilerledikçe “Bunun filmi neden çekilmiş?” diye bir merak sarıyor insanı, hayranlıkla rahatsızlık arasında gidip gelen bir yerde bırakıyor film izleyiciyi.
Bir ilham hikayesi gibi değil de; tam tersine bir sorumluluktan kaçma hikayesi olarak algılanıyor. Doğaya gitmek, uzaklaşmak, yalnız kalmak elbette mümkün ve yapılabilir. Ancak bu tür yolculuklarda aranan özgürlük, gerde kalanları yok sayarak mümkün olmuyor.
Macera arıyorsanız, doğaya çıkabilirsiniz, dağa da tırmanabilirsiniz. Ama bunu yaparken, sizi merak edecekleri, gerektiğinde aramaya çıkacak kişileri de düşünmek gerekiyor. Sessizce uzaklaşmak kolay; zor olan, özgürlüğü başkalarını tamamen yok saymadan yaşayabilmek. Yoksa bir noktadan sonra, tıpkı belgeselde olduğu gibi, yolunu şaşırmış bir penguenden farkımız kalmıyor.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.