AyFm 100.5
  • 7 Şubat 2026, Cumartesi

Epstein Gerçeği

Ocak ayının son günlerinden bu yana dünya gündeminde dönüp duran bir konu var: Epstein dosyaları. Bugün bu konuya bira daha yakından bakalım istiyorum. Öncelikle ‘Epstein’in kim olduğuyla başlayalım. Jeffrey Epstein, uzun yıllar finans dünyasında yer alan, varlıklı ve etkili çevrelere kolayca erişebilen, adı pek bilinmese de kapıları rahatça açabilen bir isimdi. Siyasetten iş dünyasına, akademiden sanat çevrelerine kadar uzanan geniş sosyal ilişkiler ağı sayesinde çoğu zaman arka planda kaldı; ta ki hakkındaki iddialar, bu “sessiz” görünürlüğün ardında son derece rahatsız edici bir tablo olduğunu ortaya koyana kadar.

Kamuoyuyla paylaşılan dava tutanakları, gazetecilik çalışmaları ve resmi belgeler var. Ancak asıl soru şu: Tüm bu metinler bize yalnızca bir suç hikâyesini mi anlatıyor, yoksa gücün nasıl korunduğuna ve bazı gerçeklerin neden bu kadar uzun süre gizli kalabildiğine dair daha derin bir düzene mi işaret ediyor?

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor, bu sıradan bir suç hikayesi değil. Dosyaya adını vermiş olsa da mesele, tek bir kişinin eylemlerinden ibaret de değil. Ortaya çıkan belgeler, onu yıllar boyunca koruyan, imkân sağlayan ve görmezden gelen bir çevreyi ve bu çevrenin içinde işleyen bir sistemi gözler önüne seriyor.

Sürecin kırılma noktası, Epstein’in çevresinde yer alan isimler arasındaki bir hukuk davasıyla başladı. Ceza davalarından farklı olarak, bu süreç kamuoyunun hiç görmeyeceği kadar geniş bir belge paylaşımını zorunlu tuttu. Normal koşullarda kamuoyuna asla ulaşmayacak ifadeler, yazışmalar ve kayıtlar bu sayede dosyaya girdi. Yıllar sonra gizlilik kararlarının gevşetilmesi ile de, bu belgelerin bir kısmı kamuoyuna açıldı ve Pandora’nın kutusu aralanmış oldu.

Dosyadaki belgeler, Jeffrey Epstein’in bu düzeni tek başına yürütmediğini; farklı rolleri üstlenen yardımcılar ve aracılarla birlikte hareket ettiğini gösteriyordu. İnsan temini ve organizasyon süreçlerinin sosyal çevreler ve aracılar yardımıyla yürütüldüğü anlaşıldı. Mali boyuta bakıldığında ise Epstein’e ait paranın, çok sayıda paravan şirket aracılığıyla dolaşıma sokulduğu; Deutsche Bank ve JPMorgan Chase gibi büyük finans kuruluşları üzerinden geçen yüksek meblağlı işlemlerin de, uzun süre ciddi bir denetime takılmadan devam edebildiği anlaşıldı. Ortaya çıkan tabloda görüldü ki; sorun, yetkililerin bilgi sahibi olmaması değil; bildikleri hâlde harekete geçmemiş olmalarıydı, irade eksikliğiydi.

Bu karanlık yapının bu kadar uzun süre ayakta kalmasını yalnızca parayla ya da korkuyla açıklamak zor. Belgeler ve kamuoyuna yansıyan bilgiler, yaşananların bazı çevrelerce bilindiğini ve zamanla olağan karşılandığını düşündürüyor. Epstein’in, hakkında ciddi suçlamalar gündeme geldikten sonra dahi Bill Clinton ve Donald Trump gibi isimlerle aynı sosyal çevrelerde anılmaya devam etmesi ve hatta bugün artık prens unvanı bulunmayan, eski İngiliz Prens Andrew’un, bu ilişkiler ağyla birlikte adının geçmesi; olaylardan hiç etkilenmeden, mevcut temasların kesilmediğini açıkça gösteriyor.

Tüm bu tartışmaların ortasında en az konuşulanlar, hikâyenin merkezindeki mağdurlar. Belgelerin açıklanması, onlara tümüyle bir rahatlama getirmedi. Çünkü mağdurlar, kimliklerinin daha kolay açığa çıkabildiğini belirtiler. Yani güçlü isimler gizlilikten faydalanmaya devam ederken, en savunmasız olanların daha görünür hâle gelmesi; sürecin en acı ironilerinden biri oldu. Geciken adalet arayışı, onlar için aynı zamanda yeni bir yük ve yeni bir incinme anlamına geldi.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde, akıllarda şu soru beliriyor: Bu dosyalar yalnızca geçmişte yaşanmış karanlık bir dönemi aydınlatmak ve sorumluların hesap vermesini sağlamak için mi gündeme geldi, yoksa bugün hala işleyebilen bezer yapılar için bir uyarı mı? 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.