Mutluyuz, gururluyuz! Türk Milli Takımı, tam 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılma hakkı kazandı. Bu başarının arkasındaki teknik direktör Vincenzo Montella ve ekibi ile tüm milli takım oyuncularına en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Bugünkü yazıda da bir futbol takımının sahadaki tavrından bahsedeceğim ama önce kendi takımımızı tebrik etmek istedim.
Konumuza gelecek olursak; 31 Mart 2026’da Budapeşte’de oynanan Bosna Hersek U21 - İsrail U21 maçının öncesinde dikkat çeken bir an yaşandı. Seremoni sırasında bazı Bosnalı oyuncuların, politik sebeplerle tokalaşmayı reddettiği anların kameralara yansımasının ardından görüntüler kısa sürede yayıldı ve bu tavır sahada sessiz bir protesto olarak yorumlandı.
“Sahada olanın sahada kalması” derler ama işler bu kez o kadar da kolay değildi. Birçoğumuzun aklına şu soru gelebilir: “Peki, o İsrailli futbolcuların suçu ne?” Tabii ki; kimse doğduğu ülkeyi seçemiyor, dolayısyla bu açıdan suçlu değiller.
Aslında futbol sahasını tamamen nötr kabul edemeyiz; bayraklar, marşlar, formalar hepsi bir anlam taşıyor. Oyuncu sadece kendisini değil, aynı zamanda ülkesini de temsil ediyor. Bu yüzden bazen sahada gördüğümüz tepkiler, bireylere değil, temsil ettikleri devlete yönelik oluyor. Çünkü o milli formayı giydiğinde artık sadece birey olmuyorsun, sahada bir temsil de taşıyorsun.
Demek ki sahada, top kadar sergilenen duruş da konuşuluyor. Futbolun sessiz dili işte…



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.