Allah'ın varlığını ispat için O'nu bizzat görmek yerine O'nun yarattıklarına ibret gözü ile bakmak yeter de artar bile...
Kainata ibret gözüyle bakan her insan gördükleri karşısında Allah'ın varlığını, büyüklüğünü ve gücünü tasdik etmekten başka çare bulamaz. Her sabah doğan güneş, her gece semada parıldayan milyonlarca yıldız, dünyanın bütün ressamları bir araya gelse de binde birini dahi resmedemeyecekleri tabiat, sulardaki balıklar, göklerdeki kuşlar ve daha milyonlarca varlık ve hadise ibretle bakan gözler için sayısız hikmetle doludur...
Meşhur bir hadis rivayetine göre "Bir saatlik tefekkür, bir senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır"...
Kur'an-ı Kerim'in pek çok ayetinde yerdeki ve gökteki milyonlarca varlığa, bunların yaratılış gayelerine ve kainattaki ilahi düzene dikkat çekilerek, akıl sahiplerin bunlara ibret nazarıyla bakmaları tavsiye edilmektedir...
Nahl Suresi 13'üncü Ayet'te, "Yeryüzünde sizin için rengarenk yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi; şüphesiz bunda öğüt alan bir topluluk için bir ibret vardır."
A'raf Suresi 185'inci Ayet'te, "Göklerin ve yerin mülküne (hükümranlığına), Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı?.."
Zâriyât Suresi 20-21'inci Ayetler'de, "Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır, hiç görmüyor musunuz" denilmektedir...
Yeryüzündeki milyonlarca ibretlik hadiseden biri olan 'istiridye ve inci arasındaki esrarengiz ilişkiyi' mutlaka duyan, okuyan veya bilenleriniz vardır. Bu hikaye öylesine sıradan bir hikaye olmayıp, en özlü tanımıyla bir esaret ve özgürlük hikayesidir...
Nisan yağmurları sırasında kabuklarını aralayan istiridyenin içine bir kum tanesi girer. Bu kum tanesi istiridyenin yumuşak etine batar, onu rahatsız eder ve hatta canını yakar. İstiridye bu acıdan kurtulmak için bir savunma refleksi geliştirir, o kum tanesinin üzerini sedefle kaplamaya başlar ve yılmadan katman katman örer. Bu süreç iki ila sekiz yıl kadar devam eder ve sonunda istiridyeyi rahatsız edip canını acıtan bir kum tanesi dünyanın en değerli mücevherlerinden biri olan inciye dönüşür...
Çince “çen-çu” sözcüğünden gelen inci kelimesi eski Türkçeye “yinçü” olarak evrilmiştir. Sedef, pembe ve siyah renkleri bulunan inci, günümüzde 35'inci evlilik yıldönümlerinin de simgesidir...
Düşünen insanlar için istiridyenin ibretlik hikayesinden çıkarılacak pek çok ders bulunmaktadır. Fakat şurası unutulmamalıdır ki istiridyenin karnındaki bir kum taneciğinden inci meydana getiren mutlak güç ve kuvvet sahibi varlık bizatihi Cenab-ı Allah'tır...
Bu hikaye, hayatta karşılaştığımız zorlukların mücadele ve sabırla nasıl güzelliğe ve güce dönüşebileceğini anlatan harika bir kişisel gelişim metaforudur.
Hayatımıza giren dertlerin, sıkıntıların, yaşadığımız acıların ve hastalıkların hepsi okyanustaki birer kum tanesi mesabesindedir. Elbetteki canımızı acıtacaklar, bizi üzecekler ve hatta ağlatacaklar. İşte bizler bu gibi durumlarda o acılara takılıp kalmak yerine sabırla, tecrübeyle ve olgunlukla hareket edersek, gün gelir o dertler bizim en büyük hazinelerimiz haline gelirler...
Kısaca özetlemek gerekirse;
- Tıpkı kum tanesi olmadan inci oluşmadığı gibi, hayatta karşılaştığımız zorluklar ve acılar aslında gelişmemize yol açan birer sebeptir...
- Karşılaştığımız sorunlara karşı sergilediğimiz tavır sonucu belirler; ya kırılırız ya güçleniriz, ya kazanırız ya kaybederiz...
- Tıpkı incinin bir anda oluşmadığı gibi, hayattaki değerli şeyler de uzun süreçlerin ürünüdür. Bunun için zaman, sabır ve sürekli bir çaba gerekir...
- Mükemmel olmayan ve hatta kusurlu olan şeyler bile doğru yaklaşımla güzelliklere dönüşebilirler...
Son söz;
Yaranın ve sancının olduğu yer en güçlü olduğun yerdir. Sancın varsa incin yolda demektir...
Esen Kalın...



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.