Çoğumuzun malumu olduğu üzere Deniz Göktaş isimli bir komedyen, "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisinde sarfettiği sözlerin TCK'nın 299'uncu maddesinde düzenlenen "Cumhurbaşkanına hakaret" ile 216'ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" kapsamına girdiği gerekçesiyle tutuklanmıştı. Söz konusu hadise bir haftadan beri ülke gündemini işgal etmekte ve konu ile alakalı olarak her kesimden farklı görüşler ileri sürülmekte...
Merak edenler için hemen söyleyelim, Deniz Göktaş söz konusu gösteride Cumhurbaşkanı ile ilgili olarak "Erdoğan'ın, utangaç bir diktatörden kendi kimliğiyle barışık bir diktatöre geçişi... Yani bizim başımıza gelenleri düşünmezseniz, bir birey için çok önemli bir ilerleme", dinle ilgili olarak da "İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda. Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik" sözlerini sarfetmişti...
Kimilerine göre Göktaş'ın bu sözlerinde hiçbir aşağılama, alay ya da hakaret yoktu ve tutuklanması da yanlıştı. Onlara göre, komedyen ve mizahçı olan bu şahsın sarfettiği sözler ifade özgürlüğü sınırları içinde söylenen sözlerdi. Gene bu düşüncede olanlara göre mizahın sınırı olmazdı ve her konu mizaha malzeme yapılabilirdi...
Diğer gruptakilere göre ise mizahın bir sınırı olmalı ve bazı hususlar asla mizah konusu yapılmamalıydı. Bu görüşte olanlar, ifade özgürlüğünün sınırsız bir hak olmadığını, itibar cellatlığına soyunan şahsın söylemlerinin Cumhurbaşkanımızı, İslam'ı ve Müslümanları küçük düşürmeye yönelik maksatlı sözler olduğunu iddia etmekteydiler...
Hemen belirtmeliyim ki Deniz Göktaş ilgili sözleri sarfetmeden önce de sonra da yalnız değildi. Bunu dinimize, inancımıza, tarihimize ve milletimize karşı yapılan her saldırıda derhal harekete geçen malum bir kesimin bu defa da anında pozisyon almasından ve hadiseyi sulandırmak için her yolu denemesinden anlıyoruz. Onlara göre Deniz'i tutuklamak mizaha ve ifade özgürlüğüne vurulan bir darbe idi. Bu noktada akla hemen Malcolm X'in şu sözü geliyor:
“İslam’a sövmekten başka fikri olmayanlar, fikrin değil İslam’a sövmenin hürriyetini istiyorlar.”
Deniz'e yandaşlık yapanların içinde kimler yoktu ki; bazı parti liderleri ile siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve halkın bir kesimi. Ne hikmetse bu insan profili hiç değişmiyor. Ben bu insanları dine, inanca, Cumhurbaşkanının makam ve şahsiyetine karşı yapılan önceki saldırılardan, Gezi Parkı olaylarından, Saraçhaneden ve daha pek çok yerden tanıyorum. Ne yazık ki bu defa içlerinde bizim mahalleden zannettiğimiz SP genel başkanı gibiler de var...
Bu noktada, "Beyler, maksadınız gerçekten espri yapmak mı, yoksa espri adı altında zehrinizi kusmak mı" diye sormak istiyorum. Ne tesadüf ki konu İslam olunca kudurmuş köpek gibi saldıranların başka inanç ve dinlerle ilgili hiçbir esprileri yok. Hadi yapsanıza Hristiyanlıkla, Yahudilikle, Ermenilerle ya da Alevilerle ilgili herhangi bir espri, hadi yapın da görelim. Ofansif mizah yapıyoruz diyorsunuz ya o halde hadi sıkıyorsa bir kere de bir şehit cenazesiyle dalga geçsenize ya da Atatürkçü düşünce derneklerinin herhangi bir programında Mustafa Kemal ile alay etsenize? Yapamazsınız bunları, sıkar biraz. Ama konu İslam olunca oldukça rahatsınız değil mi? Sizi gidiler sizi, köpeksiz köy buldunuz değneksiz dolaşıyorsunuz...
Bizler sizin asıl maksadınızın ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Hiç kıvırmayın, gayenizin espri adı altında insanların bilinçaltlarına ateizmi, dinsizliği, nefreti yerleştirmek ve batı propagandası yapmak olduğunu itiraf edin de ne kadar mert olduğunuzu görelim. Şunu bilin ki asıl komik olan sizin hayatınız...
Topluma mal olmuş kişilerle, kutsallarla ve inançlarla dalga geçilmez. Bazı konular mizah malzemesi yapılmayacak kadar hassastır. Mesela ana ile kız kardeşle de alay edilmez ki eden sonucuna katlanır...
Mizahçılar bir bakıma toplum terapistleri oldukları için aslında hiç kimsenin mizaha ya da komediye sınır koymak gibi bir niyeti olamaz. Buna karşın, mizah yapanların kimin neyi ne şekilde algılayacağını hesap etmeleri ve sınırlarını iyi bilmeleri gerekir. Acıları arttıran, sorunları daha da karmaşık hale getiren, insanları rencide eden, üzen, tahrik eden ve toplumda gerilime sebep olan söz ve davranışların mizahtan sayılması asla mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki neşenin bitip acının başladığı yerde mizah da biter...
Ne yazık ki günümüzde mizah, düşündürürken eğlendirme (ya da eğlendirirken düşündürme) özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş ve sadece güldürmeye odaklanmış durumda. Bilinmelidir ki etnik köken, dini inanışlar, hayat tarzları, kimlik ve benzeri alanlarda yapılan mizah, nefret söylemini canlandırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.
Beyler artık şunu kafanıza yerleştirin;
Hristiyan ülkelerin çoğunda İslam’a ve Kuran’a hakaret suç sayılıyorken Müslüman bir ülkede buna fikir özgürlüğü demek hakarettir, fitnedir ve din düşmanlığıdır. Kur'an-ı Kerim’in açıkça beyan ettiği üzere Allah ile, Peygamber ile, Kur'an ile alay eden kafir olur, dinden çıkar...
Son sözü Yüce Kitabımız söylesin:
"Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu” derler. De ki, “Siz Allah ile, O’nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz”
"Mazeret ileri sürmeye kalkmayın. İman ettiğinizi söyledikten sonra kafirliğinizi açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek de, diğer bir kısmını günahta ısrarcı davranmış oldukları için azaba uğratacağız. (Tevbe Suresi 65-66)
Esen Kalın...


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.