• 23 Temmuz 2026, Perşembe

SADAKATİN SADAKASI...

Bir toplumda sosyal yardımlar hak edenlere değil de sadık olanlara verilmeye başlamışsa ya toplum sosyalleşmemiştir ya da verilenler yardım değil ulufedir…

Yardım, karşılığı Allah'tan umulan bir hayır faaliyetidir. Daha çok ihtiyacı olan varken yandaş, dindaş, yoldaş hemşeri vs diyerek ihtiyacı olmayan ya da daha az ihtiyacı olanlara verilen her şey rüşvettir ve zannımca Allah katında yardım edene faydası da yoktur. Zira rüşveti alan da veren de ateştedir...

Yardım gerçek ihtiyaç sahiplerine yapıldığında anlamlı ve faydalıdır. Yardımda kayırmacılık ve adaletsizlik;

- Gerçek ihtiyaç sahiplerini mağdur eder,

- Kurumlara ve yardım sistemlerine güveni zedeler,

- Kaynaklar doğru yerlere kanalize edilmediğinden mevcut yoksulluk daha da derinleşir,

- Ahlaki ve hukuki sorunlar yaratır...

Elbette ki kendi paramızla yaptığımız yardımlarda ailemizin ve tanıdıklarımızın önceliği vardır ve yapılan iş kayırmacılık (nepotizm) değil, dinimizin de emrettiği üzere yardıma yakından başlamaktır...

Yardımda ana felsefe, yardımın kişiye göre değil duruma göre yapılmasıdır. Bu husus dinen de sabit olup, bir topluluğa olan yakınlık ya da sempatimiz bizi adaletsizliğe sürüklememelidir. Pek çok hadis-i şerife göre "Sadaka en çok ihtiyacı olana verilendir”...

Buraya kadar anlattıklarım konunun normatif kısmıydı, şimdi ise uygulamada işler nasıl yürüyor bir de ona bakalım;

Uygulamada yardımların adalet ve hakkaniyet gözeterek mi yoksa kayırmacılıkla mı dağıtıldığını öğrenmenin en kolay yolu siyaset alanına ve seçim zamanlarına bakmaktır. Ne yazık ki siyasetin en çok iğfal ettiği değerlerimizden biri de yardımlaşma kültürümüz oldu. İşin özünü unutmuş ya da zaten hiç bilmeyen siyasetçiler ve onların ürettiği kirli siyaset yüzünden yardımlaşma kültürü ne yazık ki adeta bir rüşvet kültürüne dönüşmüş vaziyette. Seçimler öncesinde çoğu cezanın ertelenmesi ya da kaldırılmasından tutun da oy avcılığı için hazine ve belediye imkanlarıyla yapılan yardımlara kadar pek çok alanda adaletsizlik ve kayırmacılık söz konusu. İş o hale geldi ki artık normal olan anormal, anormal olan ise normal sayılıyor...

Belediyeler ise özellikle vakıf ve şirketleri aracılığı ile dağıttıkları sosyal yardımların neredeyse tamamını kendi yandaşlarına yönlendiriyorlar. İşin ilginç yanı ise söz konusu yardımların dağıtımında birazcık adil davranmaya teşebbüs edenler, "Bizim yerimize başka partililere yardım yapmak da ne oluyor" denilerek bizzat kendi partilileri tarafından linçleniyor ve engelleniyor. Anlayacağınız, yardımlarda adaletsizliğin müsebbibi sadece siyasi parti ya da belediyeler değil aynı zamanda bizzat halkın kendisi...

Garip olan bir başka husus ise seçim dönemlerindeki yardım dağıtma faaliyetlerinde sergilenen adaletsizliklere muhtar adaylarının da dahil oldukları. Diyebilirsiniz ki "Muhtarlar siyasi partilerin adayları değiller ki yardım yapabilsinler". Siz öyle zannedin...

Ne yazık ki seçim dönemlerindeki çoğu muhtar adayı, resmi olmasa bile fiili olarak o ya da bu partinin adayıdır. Belediyeler ve siyasi partiler seçim zamanlarında dağıttıkları yardımların önemli bir kısmını yandaş muhtarlar ya da muhtar adayları aracılığı ile dağıtıyorlar ki kendilerine yakın olan muhtar adayları tekrar seçilebilsinler. Oysa ki yardım istemek kadar yardım etmek de insani ve vicdani bir taleptir ve bu talebin gizli kısmında asla siyasal çıkar yer almamalıdır. Kısacası, birileri çayın taşıyla çayın kuşunu vuruyor, bir başka deyişle düğün pilavıyla dost ağırlıyor iken, haketmedikleri yardımları alanlar da utanmadan ellerini ovuşturuyorlar. Vah memleketim vah, vah zavallılar vah...

Şimdiye kadar anlattıklarımdan sonra sakın ha yardımların dağıtımı konusundaki adaletsizliklerin sadece siyaset kurumunda olduğunu zannetmeyin. Aynı durum ne yazık ki şu ya da bu demeden pek çok dernek, vakıf ve cemaatin dağıttığı yardımlar için de geçerli. Ne acıdır ki samimiyetle ve sadece Allah rızası gözeterek yapılması gereken hayırlı bir iş, uygunsuz ellerde harama ve günaha sebep olmakta...

Yardıma aracılık yapanların taraflı tutumlarının yanında, bir de yardım edenlerin siyasi tavırları yüzünden meydana gelen yolsuzluklar da söz konusu.

Herhangi bir siyasi partiye ve hatta Devlet'e olan nefret ya da küskünlükleri sebebiyle yardımlarında taraflı davranan insanlar da başlı başına bir sorun. Ne yazık ki koca koca, kelli felli ve şöhretli insanların cahilce yaptıkları yardımlar, ehil olmayan ve güvenilmez insanların ellerinde heba olup gitmekte. Örnek mi istiyorsunuz, alın size Haluk Levent'in başkanlığını yaptığı Ahbap Derneği'nde patlak veren yolsuzluk hadisesi..

Asrın felaketi denilen büyük deprem zamanında Devlet yerine politik gerekçelerle Ahbap'ı tercih edenler, (eğer iddialar doğruysa ki sanırım doğru) hem depremzedelerin hem de kendilerinin dolandırıldığını öğrenince ne düşündüler acaba?

Hatırlayınız, Devletin zaten görevi gereği yaptığı yardımları sanki Ak Parti yapıyormuş gibi algı oluşturanlar, Kızılay'a iftiralar atarak onu itibarsızlaşmaya çalışmışlardı. Bir hayır işinde bile bu kadar siyasallasmak gerçekten kalbe de beyne de zarar...

Bu haftaki yazımızı Cemil Meriç'le bitirelim:

İyilik eden mükafat bekliyorsa, tefecidir...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.