Bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde kabinede yapılan kısmi bir revizyonla Adalet ve İçişleri Bakanları değişti. Yapılan değişiklik şimdiye kadar gerçekleşen yüzlerce bakan değişikliği içerisinde en çok ses getirenlerden biri oldu. Malum atamalar özellikle bir kesim tarafından oldukça sert bir biçimde eleştirildi ki tepkilerin boyutu yeni bakanları yemin ettirmemek için kürsü işgaline ve adalet bakanı atamasının iptali için Danıştay'a başvuruya kadar gitti...
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek daha önceden aynı bakanlıkta bakan yardımcılığı yapmış bir isim olmasına rağmen, Onu kamuoyunda bilinir kılan asıl sebebin terör, organize suç ve kamu düzenini ilgilendiren önemli davalarda oynadığı roller olduğuna şüphe yok. Hiç şüphesiz ki bu davalardan en popüler olanı İstanbul Büyükşehir belediye başkanı iken gözaltına alınıp tutuklanan Ekrem İmamoğlu'na ait davadır...
Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasına en çok tepki gösteren kesim ise hiç şüphesiz CHP ve İmamoğlu sevdalıları oldu. Zira onlara göre İmamoğlu Akın Gürlek tarafından haksız yere tutuklanmış ve kanunsuz olarak cezaevinde yatmaktaydı. Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olduğunda savcı ve hakim atamalarındaki tek yetkili kurul olan HSK'ya da başkanlık edecek olması ise malum kesim için çok büyük endişe ve korku sebebiydi. Öyle ya savcıyken kendilerine kök söktüren biri, Bakan olduğunda neler neler yapmazdı (!)
Şimdi gelin tam da bu noktada şu kritik soruların cevaplarını bulmaya çalışalım;
Sizce Akın Gürlek'in İmamoğlu'na karşı özel bir husumeti ya da düşmanlığı mı var?
Akın Gürlek, İmamoğlu'na karşı başkalarına gösterdiği tavırdan farklı bir tavır mı sergiledi?
Akın Gürlek, bir savcı olarak kendisinde olmayan yetkileri kullanarak yetki aşımı mı yaptı?
Hemen belirtmeliyim ki, nasıl ki bir doktorun muhatabı hasta değil hastalıksa, bir savcı veya hakimin de muhatabı zanlı ya da suçlu değil, suçtur. Yani savcı ya da hakimler suçlu ya da zanlıların kimlikleriyle değil asıl olarak işlenen suçla ilgilenirler. Onlar için suçlu ya da zanlının imam ya da müezzinoğlu olmasının hiçbir önemi yoktur. Bu bağlamda Akın Gürlek'in de İmamoğlu'na karşı özel bir husumetinin olduğunu asla düşünmüyorum...
Öte yandan, Akın Gürlek'in görevini yaparken sergilediği cesur tavır sadece İmamoğlu'na mahsus özel bir tavır değildir. Onun savcılık dönemindeki kararlarına bakıldığında önüne gelen her soruşturma ve koğuşturmada aynı tavrı sergilediğini kolaylıkla görebiliriz. Bu nedenle de hiç kimse Akın Gürlek'in İmamoğlu ya da bir başkasına karşı taraflı bir görev ifa ettiğini söyleyemez...
Akın Gürlek'in savcılık görevini yaparken kanunların verdiği yetki ve sorumlulukların dışına çıktığını iddia etmek ise abesle iştigalden başka birşey değildir. Zira (FETÖ'cü hakim ve savcılar hariç) hiçbir hakim ve savcı kanunların verdiği yetki ve sorumluluğun ötesinde yetki kullanamaz ve hiçbir kişi ve kurumdan emir ya da talimat alamaz ve almamalıdır...
"Akın Gürlek savcı olarak görev yaparken tarafsızlığını yitirmiştir, bu nedenle Bakan olarak atanamaz" diyenlerin ya hukuk bilgilerinin olmadığını ya da önyargılı olduklarını düşünüyorum. Zira yerleşik mevzuatta hakim ya da savcıların bakan olarak atanmalarının önünde hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır. Nasıl ki bir zamanlar Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı olabildiyse, Akın Gürlek'in bakan olması da son derece normaldir. Hal böyleyken, ne hikmetse o gün Ahmet Necdet Sezer'in 'taraflı' olduğunu akıllarına dahi getirmeyenler bugün Akın Gürlek için 'taraflı' damgasını kolaylıkla yapıştırabiliyorlar. Bana sorarsanız Akın Gürlek gerçekten taraflıdır; fakat Onun tarafgirliği haktan ve adaletten yana oluşundan başka birşey değildir...
Öte yandan, adaletten sorumlu bir bakanlığın başına adalet sistemi içinde etkin görevlerde bulunmuş birinin atanması en doğru olan davranış biçimidir. Zira bir sistemin sorunlarını ve çözüm yollarını en iyi bilenler o sistemde görev yapanlardır...
Bütün bunlara rağmen, fiilen hakimlik ya da savcılık görevinde bulunanların siyaset yapmaları kanunen yasak olduğundan, siyaset yapmak isteyenler ancak görevlerinden istifa ederek siyaset arenasına dahil olabilirler. Akın Gürlek'in atama işleminde böyle bir yol izlenmiş midir izlenmemiş midir bilmiyorum; fakat benim hukuk bilgime göre bakan olarak atandığı gün Onun için hakimlik ve savcılık yolu kapanmıştır. Zira bakanlık makamı idari bir makam olmasının yanısıra siyasi bir makamdır...
Akın Gürlek'in durumu böyle iken yazımın sonunda birkaç cümle ile de olsa Erzurum Valisi iken İçişleri Bakanlığına atanan Mustafa Çiftçi'den bahsetmek istiyorum;
Mustafa Çiftçi, kariyeri başarılarla dolu bir bürokrat olmasına karşın ne yazık ki aynı malum kesim tarafından şiddetle eleştirilmekten kurtulamadı. Onu eleştirenler keşke yapamadığı ya da yanlış yaptığı şeyler için eleştirselerdi de kendilerine "Haklısınız" diyebilseydik. Eletirilen hususları duyunca insanın aklına "Diliniz kopsun, idrak ve izanınız kurusun" demekten başka birşey gelmiyor. Neymiş efendim Mustafa Çiftçi hafızmış, Kuranı Kerim okuma yarışmasında Türkiye birincisi olmuş. Adama atfedilen kusuru görüyor musunuz? Allah herkese böyle kusur versin inşallah...
Mustafa Çiftçi'ye karşı gösterilen tepkilerden bir diğeri ise Çorum valiliği sırasında İskilipli Atıf Hoca'nın mezarını ziyaret edip Kuran okuması oldu. Bu insanlara karşı diyebileceğim tek söz şudur;
Tarihi doğru kaynaklardan okuduğunuzda anlayacaksınız ki İskilipli Atıf Hoca sizin sandığınız gibi bir vatan haini değil, saygı gösterilmesi gereken değerli bir alim ve vatanperverdir. Eğer tarihi taraflı ve yanlış kaynaklardan öğrenmeye devam ederseniz, korkarım ki sizler yarın bir gün Anıtkabiri ziyaret edenlere de tepki göstermeye başlarsınız...
Zannım odur ki Mustafa Çiftçi elinde içki kadehleriyle pozlar verip mezarlık başında rakı içmiş olsaydı bakan olarak atanması bu hadsizler için hiçbir sorun teşkil etmiyecekti...
Ne yazıktır ki "Kutuplaştırıldık" diye feryat figan edenlerin bizzat kendileri toplumu kutuplaştırıyor ve "Laiklik elden gidiyor" diye ahkam kesenler işlerine geldiğinde dini kullanmakta zerre tereddüt etmiyorlar. Ar ve edep damarları çatlamış ve zerre utanmaları yok, hem de hiç yok...
Esen Kalın...


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.