Sanırım 1969-1970 yıllarıydı. Söke’nin Çavdar Köyü’nde öğretmenlik yapıyordum. Yani şimdiki ifadeyle; Çavdar mahallesinde…
Birgün akşam üzeri kahvede otururken motosikletiyle genç bir adam geldi. Kendisinin dişçi olduğunu söyleyip diş sorunu yaşayanları tedavi edebileceğini söyledi. Geçmiş gün, şimdi hatırlayamıyorum, kaç kişi kahvehane sandalyesinde dişlerini o gence emanet etti, ama işini tamamlayıp oradan Koçarlı’nın köyü olan Gaffarlar’a doğru devam etmişti.
Yani ne dükkan kirası vardı, ne de vergi gibi giderler. Hijyen falan gibi laflar zaten akla bile gelmiyordu.
O tarihten 25 yıl kadar sonra benzer bir duruma Kayseri’de şahit olmuştum. Tomarza İlçesinin Bostanlık Köyü’nde öğretmenlik yaparken Yakınımızdaki Keprin isimli köyün kahvehanesinde köylülerle sohbet ediyorduk. Yabancı bir otomobil gelip kahvehanenin önünde durdu. İçinden inen iki kişi selam verip kahvehaneye girdiler. Biri kendisini dişçi olarak tanıttı ve sorunu olanları tedavi edebileceğini söyledi. Diğeri de zaten onun şoförüymüş.
Çok sayıda müşteri çıktı. Bir kısmının ağzına takma dişler bile taktı. Onlar da işlerini bitirince bir diğer köye doğru yola çıktılar.
***
Sevgili okuyucu, yukarıda naklettiğim iki olay da ülkemizin yıllar öncesi yaşadığı gerçekleri.Yani, yöneticilerimizin ifadesiyle; eski Türkiye’den yaşanmışlıklar. Aradan en azından 40-50 yıl geçti. Sosyal medyada gördüm ki, Büyükşehir Belediyemizin seyyar diş aracı Söke’nin köylerinden birine gelerek köylülere tedavi hizmeti vermiş. Nasıl bir hizmet verdikleri konusunda gerçekten de bilgim yok . Kanal tedavisi mi yapıyorlar, yoksa sadece çekim falan mı, bilmiyorum. Sadece bir şeyi iyi biliyorum. Söke merkezde çok güzel ve onlarca hekimin çalıştığı, fevkalade donanımlı bir diş hastanemiz var. Bu hastaneden ben de defalarca hizmet aldım.
Hal böyleyken, yani ilçe merkezinde diş sağlığıyla ilgili hizmetler üst düzeyde verilirken sadece 15 kilometre kadar uzakta olan ve düzenli olarak dolmuşların çalıştığı bir köye, pardon, yani mahalleye hastaneye karşı oldukça ilkel diyebileceğimiz bir mobil hizmet ekibi göndermenin mantığını açıklayabilen var mı, bilmiyorum.
İşin en üzücü yanlarından biri de, bazı hasta yakınları Aydın’ın hiçbir hastanesinde bulunmayan tıbbi ekipmanlara ulaşabilmek için hastalarını İzmir’e götürmek zorunda kalırken hem büyükşehir belediye başkanının hem de AKP il ve ilçe yönetimlerinin bu elli sene önceki seyyar sağlık modelini hizmet diye gururla sunmaları oldu.
Neredeeen nereye diyeceğimiz bir hizmet görmek bize kısmet olmayacak mı?
***
Bir çift sözüm de Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına (YİKOB) var. Büyükşehir uygulaması ilk başladığında benim en fazla umut bağladığım kuruluş buydu. Vali Bey başkanlığında görev yapan YİKOB belediyelerin yatırım harcamalarını kontrol edip, yatırımlarda önceliklerin doğru tespit edilip edilmediğine bakacaktı. Öncelikler doğru değilse öncelikli hizmeti YİKOB yapıp parasını ilgili belediyeden tahsil edecekti.
Biz şimdiye kadar Aydın’da böyle bir şey görmedik. Özlem Hanım Büyükşehir Belediye Başkanı olarak 12 yıl içinde “budur” diyebileceğimiz tek hizmet yapmadığı halde bir de Söke’ye şu kadar lira yatırım yaptık şeklinde bilboard ilanlarıyla görüntü kirliliği yaratıp içimizi bulandırıyor. İnsan merak ediyor; bu kent insanları seni yönetici diye seçerek onurlandırdılar. Her faniye nasip olmayacak bu şerefe layık olmak için çaba harcayacağına nelerle uğraşıyorsun.
Sahi, hizmet için hiç mi hevesin yok?
YİKOB ise sadece seyrediyor.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.