AyFm 100.5
  • 19 Şubat 2026, Perşembe

RAMAZAN GELDİ, ACABA HOŞ MU GELDİ?

Onbir ayın sultanı mübarek Ramazan ayı da geldi. Hem de tam pahalılığın ve geçim sıkıntısının ağır biçimde yaşandığı, yoğun bir şekilde konuşulduğu günlere denk geldi. Bakınız, geçtiğimiz ay, yani Ramazan öncesi TÜİK bile aylık enflasyonu %5 civarlarında açıklamak zorunda kalmıştı. Şubat ayı enflasyonu daha fazla çıkarsa hiç şaşırmam. Sonuçta bizler de bu ülkede yaşıyoruz ve çarşı-pazarın ne durumda olduğunu biliyoruz. Ben her gün aldığım ekmeğin fiyatını bile her seferinde soruyorum: acaba o da arttı mı diye…
Bu durumda insan ister istemez düşünüyor; Ramazan geldi de, acaba gerçekten hoş mu geldi? Yoksa ibazıları bu mübarek ayı da kazanca dönüştürmek için fırsat olarak görüp halkın sırtına yeni zamlar mı yükleyecekler?..
*
Neyse…
Madem Ramazan sohbeti yapıyoruz, ben yine eski ramazanlardan söz edeyim. İnsan düşününce “ne varsa eskide varmış” demekten kendini alamıyor.
İnsanlar ramazan ayının geldiğini anlamak için yeni hilallin çıkmasını beklerlermiş. Minarelerden bile gözcüler gökyüzünde hilali ararlarmış. Görününce de bütün halka duyurulurmuş. Herkes hemen ağızlarını çalkalar ve oruca niyetlenirmiş.
Ramazan ayı öncesinde bütün mahallelerde varsıl insanlar bir araya gelerek toplantı yaparlarmış. Bu toplantıda mahallenin yoksulları listelenir ve her varsıl durumuna göre birkaç aileyi himayesine alırmış. Böylece yoksul aileler Ramazan ayında ne yiyeceklerini dert etmezlermiş. Çünkü kendilerini himayesine alan zenginler kendi evleri için hangi alşverişi yaptılarsa himayelerindeki aileler için de aynısını alıp gece gizlice kapı önlerine bırakırlarmış. Kapısının önüne erzak konan fakir bunu kimin bıraktığını bilmez dua edip alırmış. Şimdi maşallah, verenler neredeyse kaşıkla verip sapıyla göz çıkarıyorlar. Kendi reklamları için insan onuru bile hiçe sayılıyor. Vergiden düşme gibi hayırı zedeleyici davranışları saymıyorum bile…
Ramazanda konak sahipleri de iftar sofralarına konuk çağırmayı adet edinmişlerdi. Konağın kahyası evsizlerin olduğu sokakları gezip gördüklerini yemeğe davet ederdi. O kadar çok davet olurdu ki, sokakta yaşayan garibanlar ya da gurbetçiler  bu davetlere nazlanarak giderlerdi.  Kahyalar bunun için diller dökerdi.
“Bizim konakta yemekler bol ve çeşitlidir…”
“Beyimizin eli boldur. Diş kirasını çok verir…”
Evet, bu türlü misafirler için bir de diş kirası vardı.  Bu misafirler konak sahibi ile sofraya oturur, karınlarını doyurup giderken de eline kese içinde bir miktar para verilirdi. Onuru kırılmasın diye de bunun diş kirası olduğu söylenirdi.
Ne incelik, değil mi?
İnsan bunları okuyunca ister istemez söyleniyor; bir büyüğümüzün dediği gibi, NERDEEEEN, NEREYE…
Ramazan ayınız mübarek olsun. Allah hiç kimseyi başkalarına  muhtaç etmesin.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.