Tempolu bir gün ve ardından gelen yorgunluk…
Size önemli biri olduğunuz vehmini fısıldar çoğu zaman.
Bazı erkekler bazen işten eve geldiğinde bu kibrin refakatinde evine geçer ve hak ettiği dinlenmeyi ve minnet duygusunu ne denli fazla hak ettiğini bu kibirle hissettirir ev halkına.
“Nasıl geçti günün?” sorusuna öyle bir bakışla karşılık verir ki “Nasıl mı geçti, sanki söylesem anlayacaksın.” der gibi bakar da ev halkı da susar. Bu hiç de hoş bir tavır değildir elbette.
Bakışlarla yapılan bu tiradı çoğu zaman herkes bilir ve yapanı olumlamasa da bir yerde onaylar.
Aynı şekilde bir kadın da akşam evine gelen eşi yahut diğer aile fertlerine daha kapıdan içeri girer girmez yaptığı işlerin ne denli yorucu olduğunu; temizlik, yemek, bulaşık gibi işlerin ne çok efor gerektirdiğini filan söyleyip karşı tarafa erkek örneğindekine benzer bir mesaj vermiş olur.
Her iki cinsiyette de her türlü yaşta ve konumda bu lakırdılar, çalışmak ve yorulmanın ardından geliştirilen mızmızlanmalar yaşanır.
Aslında bu sevilmek için yapılan zımni bir oyundur. Ve bizim coğrafyamıza has bir sevmek sevilmek için karşı tarafın hırpalanması etkinliğidir. Kadir kıymet bilinmeyen hayatlarda yerinizi belli eden bir işaret fişeği yakma hadisesidir, sevginin şeklen belli edilmesinin hafiflik addedildiği bir kültürün mensuplarının bu sevgiyi dolaylı ve tezat bir şekilde dışa vurma yoludur.
Peki neden böyle yapar insanımız? Çünkü sevmenin, sevişmenin doğrudan fiile geçmediği, niyetlerin de niyet beyanlarının da açıkça yaşanmasının hafiflik addedildiği bir tutum egemendir. Sevgi söylenmez hatta gösterilmez, onun yokluğunu telafi için saygının bir top fazla konulduğu tek tip bir dondurma yalanır.
Bir köpeğin mahallenin civar duvarlarına işeyip mekanını belli etmesi gibi bir şeydir bu, ne çok iş yaptığı beyanı erkeğin de kadının da kendi cephesinden bir konum alışıdır hayata ve karşısındakine karşı.
Müphem ve kinayeli davranışlar biraz harem selamlık mahremiyet kavramlarına riayetten ötürü, biraz da insanımızın diplomatik konuşmaya, politik tavır almaya yatkınlığı diyelim biz buna.
Bunları bir övgü ya da bir yergi olsun diye söylemiyorum elbette, bu böyle ise böyledir her kültürün kendine has tarihinden, ikliminden, demografik yapısından getirdiği ve geliştirdiği ve başka kültürlerde garipsenen durum ve davranışları vardır.
Bu davranışlar turistik bir gözle asla anlaşılamaz ve pekala yargılanamaz da.
Zaten yerine ikame edemediğimiz ne varsa en azından dokunulmamalıdır.
Ne kız çocuklarını diri diri gömen cahiliye Araplarını,
Ne pazarda karısını satılığa çıkaran Orta Çağ İngilizlerini,
Ne de misafirlerinin yanında açık açık def-i hacet gideren Fransız krallarını anlayamayız.
Toplumu anlamadan bireyi,
Bireyi anlamadan toplumu anlayamayız.
Tümdengelimle tümevarımın bir motor pistonu gibi metcezir içerisinde temaşa edilip anlaşıldığı bir şeydir bu.
Elbette toplumlar değişir, kalıplar davranışlar değişik bir şekil alır ama tortular hep vardır. (BAYRAM İNAN ÖZCAN)


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.