AyFm 100.5
  • 21 Şubat 2026, Cumartesi

Sabır Hali

Bambu ağacının hikayesini duymuş muydunuz? Bugünkü yazıma bambunun hikayesiyle başlamak istiyorum. Sabır söz konusu olduğunda, bana kalırsa en açık ve etkileyici örneklerden biri.

Bambu genelde Çin’de yetişir. Çinli köylüler bambu tohumunu eker, toprağı sular, ardından gübreler. Bir yıl geçer; toprakta hiçbir şey yoktur. İkinci yıl olur, yine yok. Üçüncü yıl, dördüncü yıl… Hala hiçbir yaşam belirtisi görünmez. Buna rağmen çiftçiye düşen bir görev vardır ki, bu hâliyle belki de en zor olanıdır: Sabredeceksin, görevini yapacaksın, gübreleyeceksin, temizleyeceksin, toprağa su vermeyi ihmal etmeyeceksin. Çünkü belki bir sonuç alacaksın.

Ama beşinci yılda ne olur biliyor musunuz? Beşinci yılın sonunda bambu öyle bir filiz verir ki; beş yıllık emeğin ardından toprakta beliren o küçücük filizler, sanki yerin altında kaldıkları zamanın acısını çıkarırcasına çok hızlı büyümeye başlar ve altı hafta içinde tam 27 metreye ulaşır. Yani beş yıl boyunca hiçbir şey görünmeyen bambu, altı haftada 27 metre uzar. Hani bazen “Gözümle görmeden inanmam” deriz ya, tam o hesap.

Çoğumuz başarının yalnızca o son altı haftasını görmeye meyilliyizdir; oraya gelene kadar geçen beş zahmetli yılı ya gözden kaçırırız ya da göze almak istemeyiz. Oysa görünen sonuç, buzdağının ucu gibidir; altında uzun bir emek, sessiz bir çaba ve sabır vardır. Bizi çoğu zaman yarı yolda bırakan da budur: Sonucu çabuk istemek ve bizi o sonuca götüren sürece yeterince tahammül edememek.

“Sabırlı ol” dediğimizde, çoğu zaman bunu “katlan ve bekle” gibi algılarız. Çünkü sabır; durmak ve zamanın her şeyi kendiliğinden düzelteceğine inanmak gibi öğretilmiştir bize. Oysa sabır, pasif bir bekleyiş değildir; olan biteni anlayarak kabul etmek ve şartlar ne olursa olsun elinden geleni yapmaya devam etmektir. Sessiz ama aktif bir çaba, gürültüsüüz bir direniş halidr: Şartların dayattıklarına karşı, kendi gündemini koruma direnişi. Dünyayı zihninde hayal ettiği hâle dönüştürebilen tek canlı olan insan için sabır, aslında elindeki en güçlü araçlardan biridir.

Sabıra bu açıdan baktığımızda şunu da fark ederiz: Şartlar ne olursa olsun, bir sonraki adımda ya da yakın, orta, uzak gelecekte, yapmak istediğimiz her neyse onun zeminini kurabilecek bir güce sahibiz. Şartlar henüz tam uygun değilken sonucu erteleyip, “Olacak mı?” sorusunu bir süreliğine kenara bırakarak, bütün irademizle çalışmaya devam edebilmeliyiz.

Sabır, insana daha önce fark etmediği pek çok şeyi de öğretir: Kendi kapasitesini ve imkanlarını görmeyi, en önemlisi, içinde bulunduğu koşulları doğru okuyup o koşullardan bambaşka neler çıkarabileceğini adım adım gösterir.

Çünkü hayat bazen, neredeyse hiçbirimiz için beklediğimiz gibi ilerlemez. Yaşımız, deneyimimiz, mesleğimiz, maddi durumumuz ya da yaşadığımız yer ne olursa olsun; istediğimiz bir şey vardır ama onu mümkün kılacak şartlar henüz oluşmamıştır. Bazen teknoloji yetmez, bazen para, bazen güç ya da insan faktörü. İşte tam burada bir tercih yapmamız gerekir: “Olmuyor” deyip bir köşeye çekilmek mi, yoksa o şartları olgunlaştırmak için elinden geleni yapmaya devam etmek mi?

Aslında sabır, bir anlamda elinden geleni yaptıktan sonra sıradaki adımı atacağın ana kadar geçen bekleyiştir. Sabırsızlık ise çoğu zaman bir güvensizlik hâlidir; hem kendine hem de hayatın akışına duyulan bir güvensizlik. Oysa dönüp geçmişe baktığında, bugünlere nasıl geldiğini ve hayatına nasıl yön verdiğini daha net görür insan.

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının, sabır üzerine yeniden düşünmek için çok özel bir zaman olduğunu düşünüyorum. Gün boyu tutulan oruç, ertelenen istekler, beklenen iftar saati; bize kendini denetlemeyi öğretir. Sonucu hemen istemeden, şartları zorlamadan, irademizi yüksek tutarak ilerleriz bu ay boyunca. Ramazan, günlük hayatta yaşadıklarımızın yanı sıra maneviyatımızı da geliştirdiğimiz bir aydır. Hoş gelmiştir. Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.