“Her şeye el atan, her şeyi terkeder.” Bu söz, dağınık bir hayatın kısa ifadesidir. İnsan yöneldiği şeyleri artırdıkça, onları taşıma gücünü kaybeder. Başlangıçların çokluğu, bir zenginlik gibi görünür; fakat geride bırakılan yarımlar, bu görüntüyü bozar. Yapılan işlerin sayısı artar, fakat hiçbiri yerini bulmaz.
Bir şeyi halledip bitirmeden diğerine geçmek, zamanla bir alışkanlığa dönüşür. İnsan başladığı şeyi sürdürmek yerine, yeni bir başlangıcın kolaylığına sığınır. Süreklilik yerine değişkenlik tercih edilir. Bu tercih, zihni parçalar. Her iş, kendisinden öncekinin izini siler; her yeni adım, önceki çabanın anlamını azaltır.
Bu dağınıklık, okuma biçiminde de kendini gösterir. Bir metni tamamlamadan diğerine geçmek, bilgiyi çoğaltmaz. Okunan şey, zihinde yer edinmeden kaybolur. Anlamak için gereken süre verilmez; düşünce, yüzeyde dolaşır. Metinler çoğalır, fakat kavrayış derinleşmez.
Unutkanlık bu noktada kaçınılmaz hale gelir. Çünkü zihin, kendisine yeterince yer açılmayan hiçbir şeyi tutamaz. İnsan neyi tamamlamazsa, onu hatırlayamaz. Yarım kalan her şey, zihinde iz bırakmadan silinir.
Sonuçta mesele yalnızca yapmak değil, sürdürebilmektir. İnsan bir şeye yöneldiğinde, onu sonuna kadar taşımadıkça yaptığı şey anlam kazanmaz. Aksi halde her başlangıç, terk edilmiş bir niyet olarak kalır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.