Geçtiğimiz günlerde ağırlıklı olarak yazılımcı meslektaşlarımdan oluşan bir mecliste yapay zeka üzerine konuştuğumuz bir bölüm dikkatimi çekti ve zihnimde yer edindi. Konuşmamızda, bazı yazılımların yapay zeka ile birlikte oluşturulabilir hale gelmesinin, yazılımcılar içinde bir sınıfın mesleki ve iş kaygılarını arttırdığını savunan arkadaşlarımız vardı. Bu kaygıların çoğunluğunun ticari sebeplere, yani “sektörde yerimizi koruyabilecek miyiz?” endişesine dayandığı aşikardı. Ama benim zihnimde yer eden asıl nokta bu değildi. Düşünmeden edemedim: Acaba bu endişe, çağlar boyunca sürdürdüğümüz alışkanlıklarımızın bir yansıması olabilir miydi? Sonuçta yapay zeka hayatımıza girdi gireli, buna dayanan bir sebepten işinden olan birine hiç denk gelmemiştim.
Dünya tarihine baktığımızda, her çağ kendi devrimini bir icatla taçlandırmıştır. Bu icatlar yalnızca teknolojik sıçramalara sebep olmamış, insanın düşünme biçimini de değiştirmiştir. Tekerleğin icadından önceki insanla sonraki insan aynı bakış açısına sahip olamazdı. Çünkü her yeni buluş, beraberinde bir alışma süreci ve çoğu zaman bir kaygı dalgası getirir.
Tarihte bunun en somut örneklerinden biri, yazının icadıyla birlikte Theuth’un “Bu buluş insanları daha akıllı yapacak, hafızalarını güçlendirecek” diyerek heyecanını Kral Thamus’a anlatmasıdır. Fakat kral ona şu cevabı verir: “Bu, hafızayı güçlendirmeyecek, tam tersine zayıflatacak. İnsanlar artık içsel hafızalarına değil, harflerin dışsal desteğine güvenecek.” O çağda yazıya duyulan korku neyse, bugün yapay zekâya duyulan kaygı da biraz odur aslında.
Aradan binlerce yıl geçti ama insanın yeni olana karşı refleksi pek değişmedi. Uzay çağına, dijital devrimlere, algoritmalara rağmen hâlâ her gelişmede aynı soru yankılanıyor: “Bize zarar verir mi?” 5G teknolojisinin üremeyi durdurmasından tutalım, uçakların bıraktığı izlerle insanları zehirleyen düşmanlara kadar, birçok yeniliğe temkinle yaklaşmamız belki de bu genetik mirasın devamı.
Kuşaklar arasındaki farkı da biraz burada aramak gerekiyor. Biz gürültüye uyanan bir nesiliz; onlar o gürültünün içinde doğdular. Çağı yakalama konusunda aramızda fark olması normal. Ancak kabul edelim ki, yazının insanı unutturacağına inananlarla, yapay zekânın insanı tembelleştireceğine inananlar aynı kaygı çizgisinin iki ucunda buluşuyor.
Belki de mesele teknolojinin kendisi değil, insanın alışkanlıklarıyla vedalaşamaması. Her çağın Theuth’ları yenilikle gelir, her çağın Thamus’ları da temkinle karşılar. Bu iki ucun arasında denge kurmayı başarabilenlerin muvaffak olduğunu görmüşüzdür hep.
Selametle efendim.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.