Ben sizin kulaklarınıza göre ağız değilim!
Sözü, onu duymak isteyenlerin beklentisine göre eğip bükmek bir iletişim biçimi olabilir; fakat düşüncenin özüyle ilgisi yoktur. İnsanlar çoğu zaman sözün doğruluğunu değil, kendilerine uygun olup olmadığını ölçer. Uygun değilse reddeder, uygun gelirse alkışlar. Bu tavır gerçeği değiştirmez, yalnızca gerçeğe karşı kurulan duvarı kalınlaştırır.
Toplumlar konuşan insanlardan çok, onaylayan insanları sever. Çünkü onay düzeni bozmaz. Sorgulayan bir söz ise rahatsız eder; konforu dağıtır, alışkanlıkları sarsar. Bu nedenle birçok kişi düşüncesini ifade etmek yerine ortamın beklentisine uyum sağlamayı seçer. Böylece söz, düşüncenin ürünü olmaktan çıkar; kalabalığın istediği ses tonuna dönüşür.
Oysa düşünce, kulaklara göre biçimlendirildiğinde değerini kaybeder. Söyleyen kişi dinleyenin hoşuna gidecek kelimeleri seçtiğinde artık hakikatin değil, beklentinin hizmetine girer. Bu noktada konuşma bir anlatım değil, bir ayarlama işlemidir. İnsanlar birbirini anlamaz; yalnızca birbirine uygun cümleler üretir.
Bu yüzden bazı sözler rahatsız eder. Çünkü kulakların alışık olduğu düzeni bozmak ister. Herkesin duyduğu şeyin aynısını tekrar etmek kolaydır. Farklı bir düşünceyi açıkça söylemek ise çoğu zaman yalnız kalmayı göze almak anlamına gelir.
Ben sizin kulaklarınıza göre ağız değilim. Söylenen sözün ölçüsü dinleyenin beklentisi değil, düşüncenin kendisidir. Bir söz yalnızca kabul görmek için kuruluyorsa, o söz çoktan amacını yitirmiştir. Hakikat alkışa göre biçim değiştirmez. Dinleyen ister hoşlansın ister hoşlanmasın, söz yerini bulur.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.