“Bir sorunu hiçbir şekilde çözemiyorsanız; o, çözülmesi gereken bir sorun değil, kabul edilmesi gereken bir gerçektir.”
İnsan, hayat karşısında çoğu zaman acelecidir. Olup biteni anlamaktan çok değiştirmeye heveslidir. İçine sinmeyen her hâli, her kırıklığı, her eksikliği bir kusur sayar; düzeltilmesi gerektiğine inanır. Oysa bazı hâller vardır ki ne onarılır ne de açıklanır. Onlar, hayatın sessiz ve inatçı tarafıdır.
Bazen insan, elinden geleni yapmasına rağmen neticeye varamaz. Sözü eksik değildir, niyeti bozuk değildir, gayreti yarımdır denemez. Yine de sonuç değişmez. İşte tam o noktada mesele, çözüm aramaktan çıkar; kabule dönüşür. Çünkü her mesele çözülmek için doğmamıştır. Bazıları yalnızca yaşanmak içindir.
Gerçek dediğimiz şey, çoğu zaman hoşumuza gitmeyen bir hakikattir. Yüz çevirmek isteriz. Üzerini örtmeye çalışırız. Kimi zaman akılla, kimi zaman teselliyle, kimi zaman da kendimizi oyalayarak… Ama hakikat sabırlıdır. Bekler. İnsan yorulduğunda ortaya çıkar.
Kabullenmek, sanıldığı gibi boyun eğmek değildir. Bir çaresizlik hali de değildir. Bilakis, insanın kendine karşı dürüst olma cesaretidir. Her şeyi değiştiremeyeceğini bilmek, insanı küçültmez. Aksine, onu sakinleştirir. Çünkü insan, gücünü sınırlarını tanıdığı yerde bulur.
Bazı kayıplar telafi edilmez. Bazı yalnızlıklar kalabalıkla dolmaz. Bazı eksikler tamamlandığında bile eksik kalır. Bunları sorun sanıp ömrü tüketmek, insanı içten içe çürütür. Oysa kabul, insanın yükünü hafifletir. Susarak, fazlalıkları bırakarak, yürümeye devam etmektir.
Hayat, her zaman izah istemez. Bazen sadece tanınmak ister. Olduğu gibi, sertliğiyle, eksikliğiyle, suskunluğuyla… İnsan bunu anladığında, çözülmeyen şeyler can yakmamaya başlar. Çünkü artık onlarla kavga edilmez.
Belki de insanın olgunluğu, çözemediği şeylerle ne yapacağını bilmesinde gizlidir. Her sorunun cevabı yoktur. Ama her gerçeğin bir yeri vardır. Kabul edildiği yerde.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.