• 11 Haziran 2026, Perşembe

ÇİVİ DEYİP GEÇME...

Hiçbir toplum bir anda çökmez. Toplumların bozulma ve çöküşü hiç umulmadık bir yer ve zamanda başlar, sinsice ve yavaş yavaş ilerler. İhmal edilmiş ve ders çıkarılmamış küçük bir hatanın verdiği zararı bazen yedi düvel bir araya gelse veremez...

Çocukluğumda öğrendiğim "Bir nal bir at kurtarır, bir at bir asker kurtarır, bir asker bir savaş kurtarır, bir savaş ise bir vatan kurtarır" sözü tam da bu manada söylenmiş bir sözdür.

Kimilerine göre Cengizhan'a ait kimilerine göre ise bir İngiliz atasözü olduğu söylenen bu sözü tersten okuduğumuzda manası çok daha kolay anlaşılacaktır. Gerçekten de bir mıh bir nalı düşürür, bir nal bir atı düşürür, bir at bir askeri düşürür, bir asker bir savaşı düşürür, bir savaş da bir vatanı düşürür. Kısacası, bazen her şey bir çiviye bakar...

Hiçbir işi, görevi ya da planı küçük saymamak gerekir ki hayattaki başarı ve başarısızlıklar genellikle göz ardı edilen küçük detaylarda gizlidir...

Konumuza örnek teşkil edebilecek bir diğer metafor ise "küçük cıvata" metaforudur. Bu metafor genellikle önemsiz görülen ufak detayların veya bireylerin, devasa yapı ve projelerin ya da çok büyük sistemlerin kaderlerini tayin edebileceğini ifade etmek için kullanılır. Örneğin bir savaş gemisi veya çok büyük bir donanma yüz binlerce parçanın ve insanın kusursuz uyumuyla çalışır. Ancak bu muazzam gücün ayakta kalması, hayati bir noktadaki ufacık bir cıvatanın veya vidanın sağlamlığına bağlıdır. Önemsiz gibi görülüp sıkılmayan küçücük bir cıvata bir makinenin durmasına, geminin manevra kabiliyetini kaybetmesine ve nihayetinde de bir savaşın kaybedilmesine neden olabilir.

Bu metaforu bir an için iş yerindeki ekibimiz, yönettiğimiz bir proje veya günlük herhangi bir durum için düşünelim. Küçük ve önemsiz gördüğümüz bir iş veya kişinin nelere mal olabileceğini inceden inceye hayal edelim. Mesela işyerindeki çaycının size ya da işine olan hoşnutsuzluğu sebebiyle temizliğe önem vermediğini, bardakları güzel yıkamadığını veya çayınıza ilaç kattığını düşünün, sonuç ne olurdu? Mide spazmı sebebiyle hayati bir toplantıyı kaçırabilir, bu suretle önemli bir işi kaybedebilir ve nihayet kurumu mali açıdan büyük zararlara sokabilirdik. Bunun birkaç defa tekerrüründe ise iflasa bile gidebilirdik. Sepep ne? Önemsiz gördüğümüz ve aslında takımımızın (doğrudan olmasa bile) dolaylı bir parçası olan çaycının sorumsuzluğu veya kötü niyeti...

Unutulmamalıdır ki sistemlerin büyüklüğü onları oluşturan küçük parçaların veya insanların gücü ile doğrudan orantılıdır. Unutulmamalıdır ki büyük hedeflere ulaşırken göz ardı edilen küçük detayların bütün sistemi batırma veya kurtarma potansiyeli vardır...

Aslında en önemli sorunlarımızdan biri küçük sorunları pas geçip büyük sorunlara odaklanmamızdır. Halbuki her sistem küçük büyük demeden her aksamıyla bir bütündür. Bu nedenle, küçük görülüp ihmal edilmiş ya da önemsenmemiş her sorun bütün sistemi çalışamaz hale getirebilir...

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ünlü Rus öykü ve oyun yazarı Anton Çehov'dan alınan şu satırlar son derece anlamlıdır:

Rusya’nın ücra bir köyünde rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı.

Müfettiş: Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?

Köylü: Sadece bir vida beyim, oltama ağırlık yapması için lazım, ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar, bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.

Müfettiş: Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?

Köylü: Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı, bedava sonuçta.

Müfettiş: Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?

Köylü: Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. ... cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.

Müfettiş bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi ve camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı; "Bu cehalet bir gün felakete yol açacak..."

Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk gülümseyerek el sallıyordu. Müfettiş dehşetle "Treni durdurun!" diye bağırdı ama çok geçti. Çocuk ne fizik biliyordu ne de "bir söküp bir bırakma" kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama tek bir vidayı değil yan yana iki vidayı birden sökmüştü. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyuldu ve tren devrildi. Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti...

Suç veya suçlu kim? Asıl suçlu kim?

Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, “Bir şey olmaz” kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes. Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez, önce vidaları gevşer...

Buraya kadar vermiş olduğum örneklerle anlatmak istediğim şey aslında çok açık;

İhmalkarlık ve umursamazlık cehaletten kaynaklanır. Küçük görüp ihmal ettiğimiz her sorun (ya da kişi) büyük sorunların habercisidir. Bir zincirin gücü en zayıf halkası kadardır...

Öte yandan, nasıl ki her iyilik kelebek etkisiyle başka iyiliklere sebep oluyorsa, bazen küçük bir sorun büyük sorunların sebebidir...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.